Kanal İstanbul

Published on Mart 29th, 2016 | by Kuzey Ormanları Savunması

0

Kanal İstanbul’da güzergâh muamması


(Korhan Gümüş / mimdap.org – 28 Mart 2016)

Kanal İstanbul projesinin başlatılması için yukarıdan verilen talimattan sonra olağan olmayan gelişmeler yaşanmaya başladı. Herkes proje başlıyor, güzergâh belirlenmiş diye düşünürken Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım resmî makamlarca açıklanmış olan ve basında daha önce ”Kanal İstanbul’un yeri belli oldu, proje kesinleşti” gibi başlıklarla, canlandırmalarla yer alan güzergâhtan vazgeçildiğini açıkladı.

Bakan ”Henüz çalışmalar tamamlanmadı, beş güzergâh üzerinde çalışılıyor. Söylentilere bakıp yatırım yapanların sonra pişman olabilirler” gibi sözlerle sorumluluktan sıyrılmaya çalışsa da güzergâhın belirlenmesinde resmî makamlarca yapılan açıklamalarda farklılıklar olduğu açık. Son olarak da bir torba yasa içine proje giderlerinin ortaklık payından karşılanacağını belirten bir madde koyuldu.

Bunlar olağanüstü gelişmeler. Bu tür kamu projeleri ya devlet, ya da genellikle yatırımcılar tarafından finanse ediliyor. 3. Köprü, Avrasya Tüneli, 3. Havalimanı “yap-işlet” modeliyle geliştirilen gibi projeler finans piyasalarından temin edilen kredilerle gerçekleştiriliyor. Yatırımcılar kamudan yalnızca kâr garantisi, siyasal iktidarda süreklilik, kendi ayrıcalıklarının hukukî araçlarla korunması, diğer planlama ve projelendirme kararlarıyla uyumluluk gibi koşulları gerçekleştirmesini bekliyorlar. Onay alındıktan sonra kamu tarafı gerekli düzenlemeleri yapıyor. Proje başlıyor. Kanal İstanbul için yaşananların bu olağan çerçevenin dışına çıktığı görülüyor.

kanal1

Bakan tarafından yapılan son açıklamada projenin güzergâhı olarak gösterilen Karadeniz’de Karaburun’dan başlayarak Marmara’da Küçükçekmece’ye uzanan hattın değiştirilmesinin asıl nedeninin Küçükçekmece’deki Yarımburgaz Mağaraları’nın olduğu söylendi. Basında yer alan haberlerde de sanki yeni fark edilmiş gibi Kanal İstanbul’un güzergâhının değişmesine neden olan Küçükçekmece Gölü’nün kuzey sahiline 1,5 kilometre kadar uzakta bulunan Yarımburgaz Mağaraları’nın geçmişinin Paleotik çağa kadar uzandığı bilgisi yer aldı. Oysa dünyanın bilinen en eski yerleşim alanlarından biri olan Yarımburgaz Mağaraları konusundaki ilk arkeolojik çalışmaların 19. yüzyıl ortasına uzandığı biliniyor. Bölgede geçmişte ve yakın tarihlere kadar çok sayıda ulusal ve uluslararası çalışma yürütüldü. 2001 yılında “SİT alanı”, yani doğal ve kültürel bütünlüğü içinde korunması gereken bir yer olarak ilan edildi.

Bu mağaraların varlığı yeni öğrenilmediğine göre Bakan’ın bu açıklamasından sonra proje hakkında önemli soru işaretleri belirdi. Acaba projeyi hazırlayanlar herkesin bildiği bu gerçeği bilmiyorlar mıydı?

Kafalarda beliren soru şuydu: Eğer bunu bile bilmiyorlarsa, kimbilir daha başka neleri bilmiyorlardır? Eğer bu bir bahane ise, arkasındaki asıl neden ne olabilir? Uzmanların, yorumcuların kafasında beliren soru işaretlerinden en çarpıcı olan ise Kanal İstanbul güzergâhına göre arazi fiyatlarında olan değişimin bir tazminat hakkı doğurup doğurmadığı üzerine olanıydı.

kanal3

Güzergâhın belirlenmesi için jeolojik araştırmalar, arazi mülkiyet yapısının değerlendirilmesi, çevresel faktörlerin irdelenmesi gibi bir dolu çalışmaya ihtiyaç bulunuyor. Bunların üzerine epey bir spekülasyon yapıldıktan sonra projelendirme işini Türkiye’nin köklü üniversitelerinden birinin aldığı dedikoduları ortalıkta dolaşmaya başladı. Ancak burada çok daha büyük bir tuhaflık var. Çünkü üniversiteler teorik olarak bağımsız bilgi üreten kurumlardır. Yani bir müteahhit gibi talimatla plan, proje geliştiremezler. Farklı görüşlere açık olmaları gerekir. Bunu yapmadıkları takdirde üniversite olma vasfını kaybederler. “Önce karar verelim, ondan sonra araştıralım demek, “kişiyi önce asalım sonra muhakeme ederiz” demeye benzer.

Yaşanan tuhaflıkların ve karışıklıkların bizi “plan ve proje nedir, neye denir” gibi bir soruyu düşündürmesi gerektiği kanısındayım. Plan ve projeler kurumsal işleyişlerin, araştırmaların sonucunda ortaya çıkan sonuçlardır. Eğer basitçe ifade etmem gerekirse “benim aklıma harika bir proje geldi, artık bir liman olarak kullanılmayan Haliç’i dolduralım, hem köprü yapmaktan kurtulalım, hem de imara açalım” diyen biri gerçekte bir proje değil, yalnızca bir fikir sergilemiş olur. Bu nedenle hukuk toplumlarında plan ve projelerin bağımsız ortamlarda geliştirilmeleri kamusal nitelik kazanmaları için temel bir ilkedir. Bu olmadığı takdirde plan ve projeler kamusal nitelik kazanamaz. Önemli koşullardan biri de elbette ki projeyi siyasal otoritenin onaylamış olmasıdır. Ancak bu yetmez. Önce ortada bir projenin olması gerekir. Feodal toplumlarda daha çok pratik üzerinden geliştirilmiş uygulamalardan söz edebiliriz ancak bunlarda bir deneyimsel süreklilik gözlemlenir. Örneğin hassa mimarları bu örtük (implicite) bilgileri bu pratiklerden devşirirler ve onları eklemleyerek iktidarın belirtik (explicite) temsil alanına taşırlar. Modern toplumda ise pratiklerin tümünü temsil alanına taşıyan kurumsal işleyişler gerçekleşir. Bu nedenle projelerin geliştirilmesi için bu temsil pratiklerinin demokratik bir şekilde düzenlenmesi gerekir. Daha açık söylersem hukuk toplumlarında projelerin kamusal nitelik taşıması için bilgi üretiminde özgür bir ortam yaratılması gerekir. Çünkü modern toplumların en temel özelliği kararların temsil edilenler adına alınması, yani demokratik yöntemlerle gerçekleşmesidir.

Kaynak : www.taraf.com.tr

Tags: , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑