Makale 3

Published on Nisan 10th, 2017 | by Kuzey Ormanları Savunması

0

Beş maddede doğa için neden Hayır denmeli

(Pelin Cengiz / Artı Gerçek – 10 Nisan 2017)

“Evet” çıkması halinde Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yasamaya ait yetkiler büyük ölçüde tek kişiye devredildiği ve OHAL kararnamelerinin bile tabi olduğu sınırlara tabi olunmayacağı için, OHAL sisteminden daha ileri bir uygulama, genel idare sistemi haline gelmiş olacak.

Türkiye, gelecek hafta bugün Cumhuriyet tarihin en kritik seçimlerinden birini gerçekleştirecek. Son güne kadar taraflar, neden “Evet” ya da neden “Hayır” denmesi gerektiği konusunda tüm argümanlarını ve savunmalarını ortaya koydu. Her ne kadar pek çok kamuoyu araştırmasında kararsızların oyunun bu referandumda çok önemli olduğu belirtilse de, seçime bir hafta kala kararsızların da saflarının artık hemen hemen belli olduğunu varsayabiliriz.

Darbe girişiminin ardından alınan OHAL kararı, özellikle çevre hareketleri açısından sorunları derinleştirdi. OHAL, ekolojiyle birebir bağlantılı meseleleri görünmez kıldı. Valilik emirleriyle itiraz hakkının ve her türlü hak mücadelesinin engellenmesi, bilgi edinme hakkının ve halkın katılımının istisnaileştirilmesi, mahkeme kararlarının uygulanmaması hukuksuzlukları arttırdı. Bunların yanı sıra hesap verilebilirlik ve şeffaflık tamamen devre dışı bırakıldığı için yapımı süren veya planlanan projelerin finansal olarak da takibi zorlaştı. ÇED raporlarıyla ilgili yapılması gereken halkın katılımı toplantıları yapılmadan, tartışmalı projelerle ilgili yeni izinler verildi.

“Evet” çıkması halinde Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yasamaya ait yetkiler büyük ölçüde tek kişiye devredildiği ve OHAL kararnamelerinin bile tabi olduğu sınırlara tabi olunmayacağı için, OHAL sisteminden daha ileri bir uygulama, genel idare sistemi haline gelmiş olacak. Yasama, yürütme ve yargının tek kişiye bağlandığı böyle bir sistemde yürütmenin, ne yasama yoluyla etkin denetiminden ne de HSYK’nın oluşumu nedeniyle yargı yoluyla denetiminden söz edilemeyecek. Bağımsızlığını tamamen kaybetmiş bir yargı aracılığı ile idarenin işlemlerinin hukuksal denetimi de anlamını yitirecek. Bu çevre mücadelesi açısından ölümcül sonuçlar doğuracak.

“Evet” çıkması halinde tüm hak arama, itiraz, denetleme ve müzakere kanallarının kapatılacağı bu yeni sistemde, OHAL öncesinde de zaten olağanüstü hal koşullarına sahip olan doğa hakları ve çevre mücadelesi açısından başımıza neler gelebilecek? Cumhurbaşkanı tek adam olarak çevre ve doğa hakları açısından hangi yetkilere sahip olacak, hangi kararları tek bir imzayla alabilecek? Doğa ve doğanın hakları için, çevre mücadelesi için neden “Hayır” denmeli, beş maddede özetlemeye çalıştım:

  • Madde 80: OHAL kararnameleri kapsamında çıkarılan Madde 80, hükümetin stratejik proje bazlı yatırımları hızlandırarak, tabiat varlıkları ve SİT alanlarına yapılacak yatırımları tüm denetim mekanizmalarının dışında tutuyor. Aynı yasayla bu yatırımlara Kurumlar Vergisi ve Gümrük Vergisi muafiyeti ile Gelir Vergisi stopajı teşviki tanınıyor. Hazine arazilerinin 49 yıllığına bedelsiz tahsisi sağlanıyor. Bu yasaya yönelik en büyük eleştiri, tek bir Bakanlar Kurulu toplantısı kararıyla nükleer santrallerin, HES’lerin, termik santrallerin, mega projelerin Danıştay’ın defalarca verdiği iptal kararlarına rağmen onaydan geçecek olmasıydı. Madde 80, Bakanlar Kurulu’na TBMM’den üstün yasama, bakanlıklardan üstün yürütme yetkisi veriyordu. Anayasa değişiklikleriyle birlikte bu yetkilerin hepsini Cumhurbaşkanı tek başına kullanacak. Kanal İstanbul, nükleer santral, havaalanı, köprü, otoyol gibi yatırımlara kararnamelerle tek başına karar verecek.
  • Varlık Fonu: Yine OHAL döneminde uygulamaya sokulan Varlık Fonu’nun yasalaşmasının ardından değerli kamu kurumları bu fona devredildi. Bu fonla sermaye yaratmak isteyen AKP iktidarı, aynı zamanda beton, asfalt ve kirli enerjilere dayalı ekonominin can damarı konumundaki mega projelere de kaynak aktarmak için yeni bir yöntem yarattı. Varlık Fonu adı altında denetimden muaf adeta ikinci bir Hazine oluşturuldu. Yasa gereği Bakanlar Kurulu’nun kontrolünde olan Varlık Fonu, çeşitli vergi muafiyetlerine sahip. Mega projelere kamu kesiminin borcu arttırılmadan sermaye yaratılması, yaratılan kaynağın da Varlık Fonu çatısı altında toplanarak bu mega projelere aktarılması planlanıyor. Çevre ve yaşam alanlarında geri dönülmez tahribatlar yaratan ve bu fonla finanse edilecek mega projelere dair yetkiler, referandumdan “Evet” çıkması halinde tamamen Cumhurbaşkanı’na ait olacak. Bu yatırımlar için verilecek acele kamulaştırma kararlarını, Cumhurbaşkanı tek başına verecek.
  • Kentsel Dönüşüm Yönetmeliği: Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler yine OHAL döneminde yürürlüğe girdi, Bakanlar Kurulu kentsel dönüşümde söz sahibi oldu. İnşaat sektörünün önün açmak için yapılan değişikliklerle artık tek tek binalarla uğraşılmayacak, Bakanlar Kurulu devreye girip belli bir bölgeyi “riskli alan” ilan edebilecek. Yeni sistemde kamu yararı ve vatandaşın şartları ve talepleri yerine, emlak ve inşaat şirketlerinin talepleri doğrultusunda bir kentsel dönüşümle konutlara, mahallelere el konabilecek. Kamu düzeni, güvenlik gibi muğlak ifadelerle yapılarının yüzde 65’i imar mevzuatına aykırı ya da ruhsatsız olan alanları doğrudan riskli alan ilan ederek; aflarla hak kazanmış eski gecekondu alanları veya hisseli arazi tapulu alanlarda kazanılmış konut haklarını geri alarak; kentlerin neredeyse tamamı riskli alan haline getirilebilecek. Tüm bunlar Cumhurbaşkanı’nın tek başına yetkisi dahilinde gerçekleşecek. Cumhurbaşkanının tüm yasama ve yargı denetimlerinden azade olması nedeniyle, bir gece ansızın ilan edilen KHK’larla tapulu ya da tapusuz tüm vatandaşların mülkleri tek kişinin verdiği kararlara bağlı olacak. Temel bir sosyal hak olan konut hakkı, tek bir kişinin kararnameleriyle düzenlenerek yok sayılabilecek.
  • ÇED Yönetmeliği: OHAL koşulları, ÇED süreçlerinin hızlandırılmasında adeta bir fırsat olarak görüldü, ÇED raporlarına jet hızında onaylar verilmeye başladı. İlk kez 1993’te yayımlanan ÇED Yönetmeliği, AKP iktidarları döneminde yedi kez ana değişiklik olmak üzere 20’ye yakın defa değişikliğe uğradı. Delik deşik edilen ÇED Yönetmeliği’ndeki değişikliklerle yeni rant ve talan kapılarını açan çevre felaketleri artarken, işletilmeyen ya da mahkeme kararlarına rağmen eksik/yanlış işletilen ÇED uygulamaları Türkiye’de çevre davalarının ana gündemini oluşturdu. OHAL süreci, zaten uygulama aşamasında ciddi sorunlar yaşanan ÇED’leri tamamen etkisiz ve işlevsiz hale getirilmek için kullanılırken, yeni Anayasa değişikliği ihtimali ciddi bir tehdit haline geldi. Cumhurbaşkanına tanınan kararname çıkarma, kanunların uygulanmasına dair yönetmelik düzenleme yetkisi, çevre koruma mevzuatının dengeleyici ve denetleyici etkisini devre dışı bırakacak. Yönetmelik düzenlemeleri, yargı denetimi ve mahkeme kararları, Cumhurbaşkanı’nı donatan yeni yetkilerle birlikte tamamen ortadan kalkacak.
  • SİT alanları statüleri: Daha önceki yıllarda da gündeme gelen ancak gerçekleştirilemeyen SİT alanlarını talana ve ranta açacak düzenlemeler OHAL fırsatçılığıyla halledildi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, doğal SİT alanlarını yeniden “gözden geçirerek” bazı alanların SİT statüsünü kaldırdı, bazılarının SİT derecesinde de değişikliğe gitti. Bazı altyapı projelerinin yapımınında “ayak bağı” olan SİT statüleri, Bakanlığın ihaleyle verdiği işler kapsamında özel şirketler tarafından belirlendi. Yeni durumda doğal, kültürel, tarihi SİT alanları birilerinin insafına bırakılmış durumda. Daha önce, I., II., ve III. olarak anılan SİT alanları bunların yerine Kesin Korunacak Alan, Nitelikli Doğal Koruma Alanı, Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı olarak Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilecek. Anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi halinde, Bakanlar Kurulu kaldırılıp, Cumhurbaşkanı yürütme organı haline geleceği için SİT alanları statülerine de tek kişi karar verecek.

Doğaya ve kentlere darbe etkisi yaratacak denetimden muaf yasaların tek bir kişi tarafından çıkarılmasına,

Bu yasalara karşı itiraz ve dava açma hakkınızın elinizden alınmasına,

Varlık Fonu ile mega projeler için yandaş şirketlerin doğayı talan etmesine,

Türkiye’nin dört bir yanında ÇED süreçlerinin devre dışı bırakılmasına,

Evinizin, mahallenizin riskli alan ilan edilerek elinizden alınmasına,

Koruma kararlarının ortadan kaldırılmasına,

Acele kamulaştırma ile yaşam alanlarının gasp edilmesine razı mısınız?

Değilseniz, kararınızı verdiniz demektir…

 

Tags: , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑