Makale a

Published on Nisan 15th, 2017 | by Kuzey Ormanları Savunması

0

Seni baştan yaratıcam İstanbul! Çılgın proje yine gündemde

(Akgün İlhan / Yeşil Gazete – 15 Nisan 2017)

Yıllardır anılan ama somut bir adım atılmadığı için hayalet projeye dönen Kanal İstanbul bir kez daha gündemde. Daha çok değişen güzergâhlarıyla medyada yankı bulan Kanal İstanbul’u bu sefer de Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan gündemimize taşıdı.

Arslan’ın çılgın açıklamaları İstanbul’u bekleyen makus kaderin habercisiydi. Bakan projede önceliği köprülere vereceklerini söylüyor ve ardından ekliyordu “Kazı başlar başlamaz eşzamanlı hemen köprüyü yapacağız. Önce köprüler yapılmak zorunda ki oradaki trafik akışı aksamasın[i]. Trafikle ilgili icatlar bitiyor sıra kentin sadece mimarisini ve peyzajını değil, topografyasını da tepeden tırnağa değiştirecek alt projelere geliyordu. Arslan anlatıyordu: “O güzergâhta yapılacak çalışmaya bağlı olarak da ilave tatlı su kaynaklarını da oluşturacağız, barajlar da dâhil buna. Buradan çıkacak hafriyatla biz 3. havalimanında tamamı kömür ocaklarından kaynaklı birçok bataklığı, çukurları doldurduk ama onun dışında daha doldurulması gereken yerler de var. Onları da inşallah doldurup oraları da yeşillendireceğiz. Çıkacak malzemeyi kullanmak adına adalar yapacağız… Adalarla birlikte Marmara denizinde liman da yapmayı öngörüyoruz. Özellikle kruvaziyer limanı dâhil olmak üzere. Kanalın giriş tarafına. Karadeniz tarafına dolgu şeklinde ileriye doğru doldurma da olabilir ada da olabilir”.

Su projeleri ve çevre sorunlarında konuşan bakan Arslan “Trakya’da diyelim ki ilave barajlar yapılacak, onu da DSİ ile birlikte çalışıyoruz… Aynen Marmaray gibi. Melen çayından DSİ su getirdi ya boğazın altından geçirdi. Onun gibi kanalın altından geçireceğiz suyu… Biz bu projeyle emin olun ki çok daha fazla yeşil kazandıracağız. Çok daha fazla ağaçlandırma yapacağız”. Peki, Gezi Parkı ve Maçka Parkı gibi üç beş kent parkı bile kıyısından köşesinden betonla tünelle kırpılırken bu nasıl olacaktı? Son yıllarda kentlerimizde moda olan tünel girişlerinde yapılan dikey bitkilendirme çalışmalarıyla mı? Ya da Karaköy İskelesi’nde olduğu gibi beton saksılarda ağaçlar mı serpiştirilecekti boş kalabilmiş bir kaç meydana? Belki de en iyisi betona batmış İstanbul’u hepten yeşile boyayıp işi tertemiz bitirmekti. Yepyeni ve yemyeşil beton yığını bir İstanbul…

Orta Doğu’nun diğer kanalları

Bakan’ın diğer kanallarda incelemelerde bulunduklarını söyleyip “Dünyada Süveyş de dâhil benzer kanalları da inceliyoruz. Tabii her birinden alabileceğimiz şeyler var” deyince dünyanın kanallarına şöyle bir bakmak şart oldu. Şu bir gerçek ki dünya ticaretinin %80’i deniz yoluyla yapılıyor. Akdeniz ve Kızıl Deniz üzerinden Hint Okyanusu’nu birleştiren Mısır’daki Süveyş Kanalı ise tek başına bu ticaretinin %10’unun geçiş yolu. Kanalları hükümetler için bu kadar çekici kılan da bu. Son yıllarda Orta Doğu’da da çeşitli kanal projeleri gündeme gelmeye başladı. Bu projeler dünyanın çehresini değiştirecek ölçekte. Çılgınlıkta birbirleriyle yarışın bu projelerden biri de Mısır’ın Süveyş Kanalı. 1869’dan beri faaliyette olan tarihi Süveyş Kanalı’na paralel olarak 2 sene önce yapılan ‘Yeni Süveyş Kanalı’nın inşaatı geçtiğimiz bir yılda tamamladı.

Bu kadar büyük ölçekli bir projenin deniz ve kara ekosistemleri üzerindeki olumsuz etkileri üzerine konuşacak olursak projenin Akdeniz’de var olmayan başta zehirli denizanaları olmak üzere çeşitli deniz canlılarını Akdeniz ve Karadeniz’e getireceği kesin. Ayrıca kanal çevresindeki toprak kullanımı da baştan aşağı değişiyor. Kanal etrafında yeni bir endüstriyel bölge de olacak. Kanalın politik ve ekonomik etkisi sadece Mısır’la da sınırlı değil. İsrail de Mısır’la tarihi boyunca yaşadığı çeşitli sıkıntılardan yola çıkarak kendi kanal projesini hazırlamış durumda. Mısır’ın 1967-1975 yılları arasında Suveyş Kanalı’nı İsrail’e kapatmış olması dolayısıyla Akdeniz’de büyük doğal gaz rezervi bulan İsrail, Mısır’a bağımlı olmak istemiyor. Mısır’dan bağımsız yeni bir kanal oluşturmak için Akdeniz’deki Ashdod’dan Kızıldeniz’deki Eliat limanı arasında bir ‘ticaret koridoru’ açıyor. 163 kilometre uzunluğundaki bu su kanalı, Süveyş’e alternatif 350 kilometre uzunluğunda yük trenli ve otoyollu bir koridor. Bu su kanalı Akdeniz-Kızıldeniz-Hint Okyanusu arasında yeni bir ticaret yolu oluşturmayı planlıyor.

Bir de dünyanın en büyük iç denizi olan Hazar Denizi’ni Basra Körfezi’ne bağlamaya yarayacak bir kanal projesi gündemde. Hazar Denizi batıda Azerbaycan ve Rusya, kuzeydoğu ve doğuda Kazakistan, doğuda Türkmenistan, güneyde İran toprakları ile çevrelenmiş bir iç deniz. Yaklaşık 200 yıllık bir rüya olan ‘Hazar Denizi-Basra Körfezi Kanal Projesi’nin 700 kilometre uzunluğunda olması planlanıyor. Panama Kanalı’nın 77 km olduğu düşünülürse, 9 kat büyüklüğündeki bu projenin boyutları daha iyi anlaşılıyor. Bu projeyle İran ve Rus petrol ve doğalgazını Çin ve Hindistan’a taşıyarak büyük bir enerji koridoru oluşturmayı hedefliyor. Böylece Doğu Avrupa ve Moskova’dan Hindistan ticaretinin kalbi Mumbai arasında 40 gün süren kargo taşımacılığı, 14 güne inebilecek. Bu gerçekleşecek olursa, Rusya ve İran ile Avrupa, Hindistan ve Çin gibi büyük ithalatçılar arasında yeni ticari yolu alternatifi olaşacak.

Türkiye’nin kanalı da Kanal İstanbul mu olacak?

Bu kanal projelerine özenen Türkiye, Kanal İstanbul’la Karadeniz ve Akdeniz arasındaki gemi trafiğini rahatlatmak istiyor. Ancak yıllardır konuşulmasına rağmen projenin kesin konumu ve teknik özellikleriyle ilgili olarak erişilebilir resmi bilgi ya da teknik belge hala yok. Projenin bilimsel olarak mümkün olup olmadığı dikkate bile alınmıyor. Emlak sektörü ihya olsun, toprak değer kazansın diye de böyle bir proje yapılabilir mi? Biz orijinalinden daha güzel Boğaz yaparız diyerek proje yapılır mı? Yapılırsa bunun ekolojik, ekonomik ve politik etkileri nice olur? Bu sorulara hiçbir yetkiliden cevap yok.

Kanal İstanbul nelere mal olacak?

Sadece İstanbul’u değil, Karadeniz çevresindeki tüm ülkeleri de etkileyecek bir projeden bahsediyoruz. Tatlı ve tuzlu tüm su varlıklarını etkileyecek bir çılgınlık bu. Derinliği 2 bin metre olan Karadeniz’deki suyun tuzluluk oranı oldukça düşük. Zira Tuna, Dinyeper, Dinyester ve Don nehirleri bu denizi tatlı suyla doldururken, İstanbul Boğazı da boşaltıyor. Bir buharlaşma havzası olan Akdeniz ise yazın sıcağı ve kışın kuru poyraz rüzgârlarıyla sürekli su kaybeder. Kaybedilen bu suyun eksikliğini, Karadeniz’in suyu İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçerek tamamlar. Karadeniz’i besleyen kaynakların tatlı su olmasına karşın suyundaki tuzluluk, boğazların altından ilerleyen ters yöndeki akıntılardan kaynaklanır. Birbirine karşı yönde ilerleyen bu iki akıntı teğet geçmez; Boğaz’ın dip yapısı nedeni ile birbirine karışır. WWF (2015)[ii] raporuna böyle bir durumda İstanbul Boğazı’na paralel 25 metre derinliğinde yeni bir kanal açmak, havuza giren suyu arttırmadan ikinci bir musluk takmak demektir. Havuz boşalır ama deniz boşalmasa da Akdeniz ile Karadeniz arasındaki 30 cm yükseklik farkı zamanla azalıp 10 cm’ye kadar inebilir. Bu durumda su seviyesi düşmez (çünkü bu eksiklik Akdeniz suyuyla tamamlanır) ama Karadeniz’in tuzlanma oranı yükselir.

Marmara Denizi’nin yapısı ne Süveyş’e ne de Panama’ya benzemediği için Bakan Arslan’ın dediği gibi “her bir projeden bir şey alarak” eklektik bir kanal projesi oluşturulamaz. Aynı rapora göre derinliği 25 metre olan ikinci bir musluk açıldığında Karadeniz’in suyu Marmara’ya daha hızlı akacak, bol besinli üst tabaka zaten çan çekişen alt tabakaya baskı yaparak oksijenin hızla azalmasına neden olacaktır. Oksijen bittiğinde ise geri dönüşü olmayan bir noktaya gelinmiş olacak. Kanal kapatılsa bile Marmara ölü bir denize dönüşecektir. Zamanla Karadeniz’in de ekolojik yapısı bozulacaktır.

Hukuksal boyuttan bakıldığında da sorunlar var. Kanal İstanbul projesinin 1992 yılında imzalanan Bükreş Sözleşmesi ve 2011 yılında yürürlüğe giren ‘Karadeniz Biyolojik Çeşitlilik ve Peyzajın Korunmasına ilişkin Protokol’ başta olmak üzere Türkiye’nin imzaladığı pek çok anlaşmayla ters düşüyor. Bu proje sadece İstanbul’u değil, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeleri de ilgilendiriyor.

Kanal projesi 3. Köprü, Kuzey Marmara otoyolu, 3. Havalimanı ve bunların etrafında gelişecek yeni yerleşim yerleri ile birlikte düşünüldüğünde iklimi değiştirmesi, su varlıklarını kirletip yok etmesi, ormanı ortadan kaldırması, toprak yapısını alt üst etmesi gibi pek çok ekolojik maliyeti olacak bir proje.

Ey yetkililer, iklim değişikliğini bilir misiniz?

Geçtiğimiz ay Climate News Network (İklim Haberleri Ağı) İstanbul’u doğrudan ilgilendiren bir haber yayınladı. Bu habere göre 2100 yılına gelindiğinde iklim değişikliğinin kaçınılmaz sonuçları olan suların yükselmesi, sel ve kasırga gibi olayların 19 mega kıyı kentinde yaratacağı hasarın yılda 40 milyar dolara ulaşması bekleniyor. İklim değişikliğine bağlı deniz seviyesi yükselmesi sonucunda en fazla etkilenecek 19 Avrupa mega kentini konu alan haberde İstanbul ilk sırada yer alıyor[iii]. Dünyadaki karasal alanın beşte birine tekabül eden ve toplam dünya nüfusunun onda birine ev sahipliği yapan 10 metreden yüksek olmayan yerleşim yerleri yükselen sular ile mücadele etme ve yok olma tehlikesi altında. Ve İstanbul en fazla etkilenecek Avrupa mega kentlerinin başında (Bkz. Tablo 1)[iv].

a1

Şimdi yetkililere soruyoruz. Sizin 2015 tarihli WWF raporundan veya iklim değişikliğiyle ilgili bilimsel çalışmalardan haberiniz var mı? Bir kısmı sular altında kalacağı şimdiden bilinen bir kıyı kentine böylesine ekolojik, siyasi ve ekonomik tehditler yaratan bir projeyi nasıl yaparsınız? Bu projeye bağlı limanlar, yapay adalar, göletler, barajlar, su yolları, yollar, köprüler, yeni yerleşim alanları, bunların getireceği 3,5 milyonluk nüfus İstanbul üzerinde nasıl bir kümülatif etki yaratacak hiç oturup düşündünüz mü? Bırakın Orta Doğu’nun su rekabeti ve çatışmaları üzerinden giden ‘kalkınma’ yarışını da, sizin dünyanın gidişatından, gezegenin halinden haberiniz var mı?

Son notlar:[i] T24 (11 Nisan 2017). Çevre Ulaştırma Bakanı, Kanal İstanbul projesini anlattı: Önce köprüler yapılacak. http://t24.com.tr/haber/ulastirma-bakani-kanal-istanbul-projesini-anlatti-once-kopruler-yapilacak,398510[ii]

WWF (2015). Ya Kanal Ya İstanbul. Kanal İstanbul Projesi’nin Ekolojik, Sosyal ve Ekonomik Değerlendirmesi. http://www.wwf.org.tr/?4480#[iii]

Yeşil Gazete (14 Mart 2017). İklim değişikliği İstanbul ve İzmir dahil 19 mega Avrupa şehrini vuracak. https://yesilgazete.org/blog/2017/03/14/iklim-degisikligi-istanbul-ve-izmir-dahil-19-mega-avrupa-sehrini-vuracak/[iv]

Adabie, L. M. ve diğerleri. (16 Aralık 2016). Climate Risk Assessment under Uncertainty: An Application to Main European Coastal Cities. http://journal.frontiersin.org/article/10.3389/fmars.2016.00265/full

 

Tags: , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑