Makale domates4

Published on Mayıs 10th, 2017 | by Kuzey Ormanları Savunması

0

“Rusya domatesi bizden almadığı gibi bir de Türkiye’ye domates ihraç etmiş”

(Pelin Cengiz / Artı Gerçek – 7 Mayıs 2017)

İşin ilginci, biz Rusya’ya domates ihraç edebilmek için onca çaba harcarken, Rusya domatesi bizden almadığı gibi bir de Türkiye’ye domates ihraç etmiş.

Tarihe, dış politikada “domates diplomasisi” olarak geçecek günlerdeyiz. Türkiye ve Rusya arasında ne nükleer santral,ne uçak düşürme krizi, ne de Suriye politikası şu domates kadar konuşulmadı. İki ülke arasındaki en stratejik konu domates. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’deki görüşmesinde her şey bir yana domates başroldeydi.

İçerde domateste fiyat odaklı bir tartışmanın içindeyiz. Ancak, esas kritik konu Rusya’nın domates ihracatına yönelik yasağının en az 3-5 yıl daha devam edeceğini açıklaması. Putin, Rus çiftçilerin ve yatırımcıların domates seraları için bankalardan kredi kullandığını, bunların geri ödenebilmesi için domates yasağının devam etmesi gerektiği görüşünde. Türkiye’den hükümetin ekonomi kurmayları domateste bir “ara formül” teklifi sunacaklarını açıkladı. Öneri, Rusya’nın aralık-mart arasında domates ihracatına izin vermesi, diğer aylarda kapatması şeklinde. İki ülke arasında buğday ve domates üzerinden yürüyen diplomasi savaşının kazananı şimdilik Rusya tarafı.

Türkiye, bir yandan önemli bir pazarını kaybederken, diğer yandan Türkiye artan miktarlarda domates ithalatı yapıyor. UN Comtrade (United Nations Commodity Trade Statistics Database) verilerine göre, 2013’te 51 ton civarında olan domates ithalatı 2014’te yüzde 109 artışla 107 tona, 2015’te yüzde 361 artışla 494 tona, 2016’da ise yüzde 59 artışla 787 tona yükselmiş.

İşin ilginci, biz Rusya’ya domates ihraç edebilmek için onca çaba harcarken, Rusya domatesi bizden almadığı gibi bir de Türkiye’ye domates ihraç etmiş. Türkiye’nin sadece yüzde 25’i düzeyinde domates üretebilen, 2016 yılından beri Türkiye’den tek bir domates almayan Rusya, Türkiye’ye domates satıyor. Türkiye, 2014’te domates ithalatının yüzde 63’ünü, 2015’te yüzde 89’unu ve 2016’da ise yüzde 65’ini Rusya’dan gerçekleştirmiş.

Referandum sonrası ekonomiye istikrar gelece diyorlardı, evet geldi, en çok da tarımsal ürün fiyatlarına… Bu aralar herkesin dilinde domates meselesi var. Fiyatı en çok artan ürün olması dolayısıyla üretim sahasından çıkıp hale, oradan markete manava en sonunda sofralara ulaşana kadar en çok konuşulan konu yine domates. Tüketici fiyatları bazında nisanda en yüksek fiyat artışı yüzde 61,03 ile domateste gerçekleşti. Domatesin kilosu pazarda 8, markette 10-12 liraya kadar çıkıyor.

Nisan ayında gıda enflasyonunda artış yüzde 15,63 oldu. Merkez Bankası geçen hafta açıkladığı Nisan Enflasyon Raporu’nda yılın ilk çeyreğinde gıda enflasyonunun yüzde 12,53 ile öngörülerinin üzerinde gerçekleştiğini belirtti.

Rusya verdiği desteklerle tarımsal üretimini sürekli arttırma peşinde. İthalata getirdiği kısıtlamalarla da yerli tüketimi teşvik ediyor. Dışa bağımlılığını azaltıyor. 2020 yılına kadar domates üretiminde kendine yeterliliği hedefliyor.

Biz ne yapıyoruz? Türkiye’de kendisi ile özdeşleşmiş ve marka değeri bulunan Çanakkale domatesinin yetiştiği kente 16 tane termik santral yapıyoruz. Tarım açısından çok değerli bir kenti kömürün karanlığına, tozuna, külüne terk ediyoruz. Bütün bu atıklar toprağa, suya, gıda zincirine karışıyor. Tarım arazilerini ve gıda güvenliğini tehdit ediyoruz.

Mesela Marmara Bölgesi, iklim ve toprak yapısı açısından özellikle bahçe, sebze ve yağ bitkileri açısından ideal koşullara sahip. Ancak, bölgedeki en büyük sorun kentleşme ve endüstriyel büyümenin tarım alanlarına yayılması sonucu toprakların geri dönülmez biçimde kaybedilmesi olarak ortaya çıkıyor. Diğer bir sorun tam olarak kontrol edilemeyen evsel ve endüstriyel atıkların yarattığı çevre kirliliği. Özellikle Ergene ve Tekirdağ en sorunlu yerler…

Ege Bölgesi’nde zeytin, bağ ve bahçe bitkilerinin verimine rağmen topraktaki başlıca sorun, eğimli arazilerde yer alan toprakların erozyonla kaybedilmesi ve ülke ortalamasının üzerinde tarımsal ilaç kullanımı…

İç Anadolu Bölgesi, tahıl ve kuru tarımın yapıldığı geleneğe sahip olmasına karşın 1980’lerden sonra aşırı ve kontrolsüz yeraltı suyu kullanımıyla artan sulu tarımın getirdiği aşırı gübre ve arazi işleme sorunlarıyla karşı karşıya. Aşırı arazi işleme toprak yapısını bozarak, rüzgar erozyonunun potansiyel etkisini arttırıyor.

Karadeniz Bölgesi yağış açısından Türkiye’nin en zengin bölgesi olmasına karşın eğimli araziler ve tek ürün yoğunluğu en büyük sorunlar. Ayrıca, genç nüfusun tarımdan uzaklaşması terk edilen arazilerin bakımsız kalmasına sebep oluyor.

Doğu Anadolu Bölgesi, mera alanlarının çok zengin bitki örtüsüne sahip bir bölge olmasına rağmen arazi işlemeye yönelik tarımın yaygınlaşması genetik zenginliği tehdit ediyor. Bölge topoğrafyasının eğimli olması ve aşırı otlatma sonucu azalan bitki örtüsü toprakların erozyona karşı dayanıklılığını azaltıyor.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde aşırı su kullanımı nedeniyle tuzluluk oranının artması toprak için olumsuz bir gelişme olarak gösteriliyor. Yıl içerisinde ikinci hatta üçüncü ürün yetiştirilmesi gübre kullanımını önemli ölçüde arttırarak yer altı sularında azot kirlenme potansiyelini arttırmış. Ayrıca artan gelir sonrası şehirleşme ve endüstriyel yatırımlar tarım alanlarını tehdit edici boyuta ulaşmış durumda.

Yani, memleketin toprağını hoyratça kullanıyoruz. Bunun yanında tarımda girdi maliyetlerinin yüksek olması daha pahalı üretime ve dolayısıyla daha pahalı tüketime yol açıyor. Üretim de plansız programsız yapıldığı için arz-talep dengesi kurulamıyor, fiyat istikrarı sağlanamıyor. Bir yıl bir üründen yüksek gelir elde edilince ertesi yıl aynı ürüne ağırlık verilerek arz fazlası yaratılıyor, kazanç düşüyor. Tarladan markete giden zincirde aracılar büyük sorun, bu zincirin kırılması, üretici-market fiyat makasının daraltılması şart. Kırsal kalkınma politikası yok, köylülüğü, çiftçiliği bitirdik. İnsanlar karşılığını alamadığı bu kadar emek yoğun bir işle uğraşmak istemiyor. Tüm bunlara iklim değişikliğinin sebep olduğu olumsuzluklar da eklenince, Türkiye gıda fiyatlarındaki oynaklık açısından dünyada ilk sıralarda geliyor.

Bırakalım artık şu yerli uçak, yerli helikopter, yerli otomobil üretme gibi Türkiye’nin boyunu kat kat aşan işlerin peşinde koşmayı… Bu yüzyılın en önemli konularından biri gıda güvenliği. Bugün domatesi konuşuyoruz ama bu kafayla gidilirse yarın patatesi soğanı, öteki gün patlıcanı kabağı konuşuruz. Karnı doymayan, kilosu 15-20 lira olmuş en temel gıdaları alamayan insanlara yandaş kanallarda “o zaman mehter yesinler” terbiyesizliği yapabilirsiniz, ama o insanları uçakla, otomobille, duble yolla çok uzun süre kandıramazsınız…

Tags: , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑