Makale

Published on Mayıs 14th, 2017 | by Kuzey Ormanları Savunması

0

Mega projelere genel çerçeveden bakmak


(Cihan Uzunçarşılı Baysal / Mimar.ist Kış 2017 Sayı: 58, Kapak Foto: 3. havalimanı proje sahası)

‘‘Tanrı’ya ve hükümdarımıza hizmet için geldik biz buraya. Fakat aynı zamanda buradaki zenginlikler için geldik’’

( Meksika’nın işgali sırasında Cortes’in yardımcısının sözleri)

Mega Projeler Nelerdir?

Geniş kapsamlı bir tanımlama ile başlarsak,  İlhan Tekeli, mega projelerin ne tür projeler oldukları hakkında fikir birliği olmamasına rağmen, iki kıstas göz önüne alındığında bir projenin mega proje olup olmadığını anlamanın kolay olduğunu belirterek bunları büyüklük ve çekicilik olarak sıralıyor. Tekeli’ye göre, üzerinde uzlaşılan kriterler, büyük ölçekli bir yatırım, devlet bütçesi, toplum ve çevre üzerinde önemli etkiler ve bu nedenle halkın ilgisi[1]. Mega projelerin salt 21.Yüzyıla özgü fenomenler olmadıkları, hatta avcılık ve toplayıcılık zamanlarına (Göbeklitepe) kadar uzandıklarını da söyleyebiliriz. Yine Tekeli’ye göre, bu projelere devasa kaynakların ve emeğin seferber edilebilmesi için gereken rıza ve meşruiyet inşası, projelerin ardındaki kutsal ya da siyasi güç sayesinde olmaktadır. Öte yandan, tanrı krallar, firavunlar, sultanlar,  diktatörler, tiranlar…ya da uzun süre iktidarda kalan siyasetçilerin adlarını tarihe yazdırmak için mega projeleri kullandıkları da malum. Tekeli, burada gereksinimin kale alınmadığını vurgular. Bu bağlamda, kentin tüm önemli noktalarından görülebilen değerli sit alanı Çamlıca’ya inşa edilen 37,500 kişilik Türkiye’nin en büyük camisini de İstanbul’un siluetine imza çakarak tarihe geçmek olarak okuyabiliriz. 21.Yüzyıl öncesinin mega projelerini salt anıtsal ya da siyasi / ideolojik projeler olarak kategorize etmek yanıltıcı olabilir; nitekim Kanuni’nin İstanbul’a su sağlamak için Mimar Sinan’a inşa ettirdiği proje bir kamu yararı projesiyken, Mısır’ın Avrupa’ya yakınlaşma hayalleri içinde büyük borca girerek inşa ettirdiği ancak kendi iflasını ve sömürgeleşme sürecini hazırlayan Süveyş Kanalı bir mega ulaşım projesiydi. Mega projeler, piramitleri inşa eden firavunlara atıfla ‘’Firavunvari’’ (pharaonic) projeler olarak da adlandırılmaktalar.

Piramitler denince akla onları inşa eden köleler gelir. Tarih boyunca ve günümüz de dahil, mega projelerdeki köleleştirilmiş iş koşulları devam etmekte, emekçi cinayetleri ile kazalar, savaş zayiatlarında ( ölüm / yaralanma değil ‘’zayiat’’) olduğu üzere olağanlaştırılmaktadır. Bir mega ulaşım projesi olan Süveyş Kanalı’nda piramitlerin yapımını aratmayacak derecede köleleştirilmiş emek gücü kullanılmışken, yüzyıllar sonra Dubai’nin bir mega proje olarak yeniden inşasında da, Katar Olimpiyatları (2022) projelerinde de benzer kölelik koşullarına ve emekçi cinayetlerine tanık olmaktayız. Myanmar boru hattı projesinde zorla çalıştırılan (angarya) emek gücü kullanılmaktadır. Keza, 13 bin civarında işçi istihdam eden 3.Havalimanı’ndaki koşullar da emekçiler tarafından ‘‘mülteci / toplama kampı’’ olarak tanımlanmakta, buradaki emekçi cinayetleri ile kazalar (özellikle kamyon şoförleri) örtbas edilse de bir kısmı kamuoyuna sızmaktadır.

Mega projeler bir devirden diğerine aktarılmaktalar; ancak çağımızdaki farkları inanılmaz bir ivmeyle büyüyen sayıları ve ölçekleri. Özellikle, ulaşım, enerji, su ve tarım sektörlerinde devasa ölçekli altyapı yatırımları zirve yapmış durumda. Günümüz mega projeleri, bütçeleri göz önüne alınarak, mega (milyon dolar) giga ( milyar dolar ) ve tera ( trilyon dolar) olarak sınıflandırılmakta: ‘‘Bugün öyle bir döneme girmiş bulunuyoruz ki tek bir mega proje rahatlıkla alt gelir grubundan bir ülkenin ulusal bütçesini aşarken, tek bir giga proje, bir  orta gelir devletinin kazancını geçebilmekte ve bir tek tera yatırım projesi de dünyanın en zengin 20 ulusundan birinin Gayri Safi Milli Hasılası (GSMH) ile mukayese edilebilmekte. Araştırmalar, tarihteki en büyük yatırım patlaması sürecini  yaşadığımıza işaret ediyor. Küresel olarak, her yıl 6-9 trilyon dolar arasında mega-proje harcaması yapılmaktadır ki bu miktar dünyanın GSMH toplamının  %8’ine denk gelmektedir’’[2].

Öte yandan, mega projelerin riskleri üzerine çalışan Flyvbjerg, büyüklüğü bağlama göre değerlendiriyor : ‘‘Bir mega proje çok büyük bir proje olup, nerede planlandığı ya da inşa edildiği bağlamından bakılmalıdır. Çok büyük nedir? Genel olarak yarım milyar dolar üzeri her şey mega projedir diyebilirim. New York gibi bir kent üzerinden konuşuyorsak, daha büyük bir şey gerekir. Midwest’de bir kasaba, çok daha küçük bir şeyi mega proje olarak düşünecektir. Spesifik projenin planlandığı ya da inşa edildiği bağlamdan bağımsız bir mega proje tanımı yapamazsınız[3]’’

Araştırmacılar göre, mega projelerde genellikle Küresel Kuzey’den ithal edilmiş ağır iş makineleri ile sofistike teknolojiler kullanılmakta ve ayrıca uluslararası finans sermayesi ve eşgüdümlü sermaye akışlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Mega projelerin yerinden etme etkilerini inceleyen Gellart ve Lynch mega projeleri 4 kategoriye ayırıyorlar: (1) altyapı ( limanlar, trenyolları, su ve kanalizasyon sistemleri…), (2) yerin altından çıkartma ( madenler, petrol, doğalgaz…),  (3) üretim (kağıt, lastik, palmiye yağı vb üretimi ya da okaliptüs vb egzotik ağaçlar yetiştirmek için kurulan devasa endüstriyel ağaç plantasyonları, serbest üretim bölgeleri, imalat parkları…), (4) tüketim ( büyük ölçekli turizm projeleri, alışveriş merkezleri, tema parkları, emlak geliştirme projeleri)[4]. Son kategorideki ‘emlak geliştirme’ başlığı altında su kenarları, limanlar, tersaneler ve rıhtım bölgeleriyle atıl depo ve fabrika bölgelerinin yeniden canlandırılması projelerini ve sermayenin ve orta-üst gelir gruplarının ihtiyaç ve taleplerine yönelik kent merkezleri ile tarihi bölgelerin dönüşüm projelerini sayabiliriz[5]. Mega etkinliklerin (Olimpiyatlar, EXPO’lar, büyük futbol turnuvaları…) altyapı ve ulaşım yatırımları her ne kadar yukarıdaki dört kategoriden birinin altında sınıflandırılabilse de, başlı başına birer mega proje olan mega etkinliklerin ayrı bir kategori olarak zikredilmesi gerekir. Gellart ve Lynch, mega projeleri kategorilere ayırmakla beraber, bunların genelde bir arada olabildiklerine ve bir projenin içinde birden çok proje bulunabildiğine de dikkat çekiyorlar. Ya da, bir mega proje, diğerlerini tetikleyebilir.Bu bağlamda, örneğin, 3.Köprü, 3.Havalimanı ve Kanal ayrı ayrı projeler, değil tek bir proje paketidir.

Belgrad Rıhtımı Dönüşümü projesini inceleyen Zekovic[6] de mega projeleri büyük yatırımlar gerektiren devasa bütçeli (1) altyapı projeleri (köprüler, tüneller, otoyollar, trenyolları, havalimanları, limanlar…),  (2) enerji projeleri ( barajlar, termik, nükleer vb santraller, petrol çıkartma ..), (3) bilimsel projeler ve (4) atmosfere ve uzaya yönelik projeler olarak sınıflandırmakta.

Çok yeni fenomenler olmalarına rağmen virüs gibi dünya üzerine yayılan ve başlı başına birer mega proje olan ‘Aerotropolis’ler de sınıflandırmalara eklenmeli. Kabaca açarsak, kentlerin havalimanları olurken, burada mega havalimanlarının kentlerinden, tersyüz edilmiş bir planlamadan bahsediyoruz. Tarih boyunca, önce limanlar sonra tren yolları ve garlar kentleri şekillendirmiş ve ekonomiyi canlandırmıştır; yeni yüzyılda devasa havalimanları aerotropolislerin bu işlevi göreceği düşünülüyor. Havalimanı-kent modeline göre planlama, altyapı ve ekonomi kurgulanırken, havalimanı merkeze alınarak merkez yeniden tanzim ediliyor. Merkezi konumunu yitiren kent ise havalimanının çevresinde inşa edildiğinden önceki düzen tersyüz edilmiş oluyor. Çeşitli ulaşım bağlantıları vasıtasıyla erişilebilecek gurme restoranlar, tasarım butikleri, alışveriş merkezleri, beş yıldızlı oteller, müzeler, kongre ve sergi salonları, sağlık ve fitness merkezleri, hatta kumarhaneler ve golf sahaları… havalimanının etrafında örüldükçe Aerotropolis’in çevresi genişlemekte, ekonomi canlanmakta. Amaç, havalimanından ziyade, havalimanını cazibe merkezi yaparak inşaat ve emlak projelerini tetikleyip ekonomiye kan vermek. Aynı hedeften yola çıkan 3.Havaliman’nın da çevresi genişledikçe, Kuzey Ormanları’nın yok edilene dek katledileceğini söylemeye gerek yok.

Mega Projelerin Ortak Özellikleri

‘‘Felaket Eğilimli’’ Projelerin Risklerinin Saklanması

harita1

Harita 1: Afrika’daki Altyapı Geliştirme Programının enerji etkisi: Enerji altyapı programı önemli hidroelektrik projelerine odaklanır ve talepteki tahmini artışı karşılamak için güç havuzlarını birbirine bağlar. Bölgesel petrol ve gaz boru hatlarını da kapsar.

Bent Flyvbjerg, Nils Bruzelius ve Werner Rothengatter’in son 50 yılın mega projelerinin dökümünü çıkarttıkları Dev Projeler ve Risk: Hırsın Anatomisi (Megaprojects and Risk: An Anatomy of Ambition -2003) başlıklı araştırmaları, projelerin risklerini detaylı inceleyen ilk çalışmadır.  Milyarlarca dolarlık proje müteşebbislerinin projelerini tasdik ve inşa ettirebilmek için kendi çıkarlarına uygun olarak sistematik biçimde parlamentoları, kamuoyunu ve medyayı nasıl aldattıkları anlatılır. Projeleri onaylatmanın formülü maliyetlerin olduklarından düşük, kazançların büyük gösterilmeleri ve ciddi çevresel, toplumsal maliyetler hafife alınrken, ekonomik gelişme, büyüme etkilerinin abartılmasıdır. Flyvbjerg, gösterilmeyen riskleri ve abartılan getirileri nedeniyle mega projeleri ‘‘genetik olarak felaket eğilimli’’ diye nitelendirir. Çevreyi tahrip ederken, tüm canlı topluluklarının yaşam alanlarını yok eden, yerinden etmeleri tetikleyen, devletleri finansal krize sokan ya da bütçelerini sarsan felaketler. Bu bağlamda, riskin tanımını çevresel, sosyal, mali farklı riskleri, sağlık ve güvenlik risklerini de içerecek şekilde kapsamlı tutar.

Flyvbjerg ‘e göre, bu projelerde çalışan mühendisler, mimarlar, planlamacılar, iktisatçılar gibi yüksek eğitim almış grupların projelerin risklerinin bilmemeleri olanaksızdır. Bu insanlar bilgi yoksunu olmadıklarına göre mega projeleri her koşulda olumlayan deterministik duruşlarını izah edecek tek şey hesaplı kitaplı biçimde kendi çıkarları için bilerek riskleri saklamalarıdır. Buradaki anahtar soru ahlakidir. Romalıların sorguladığı üzere ‘‘Cui bono?’’ yani ‘‘Kim İçin?’’ Bir proje kısa dönemde birçok insana fayda sağlar; projeleri geliştiren mühendis ve mimarlara, arazi sahiplerine, emlak yatırımcılarına, inşaat şirketlerine, avukatlara, planlamacılara ve kırmızı kurdelayı kesme şerefine erişen siyasilere. Bu nedenle ‘’Makyavelist Projeler’’ tanımını da kullanır. Gözardı edilen riskler artık herşey için çok geç olduğunda ortaya çıktıklarından, bilindikleri halde ilk baştan sümen altı edilerek yola devam etmek mümkündür[7].

Bu “müşterek yalan kültürü”,  risklerin yanı sıra iki vahim sonuca da neden olmaktadır: (1) Daha önemli ve kamusal yarara sahip projelerin rafa kalkması; (2) Kamusal varlıkların ve kamu gelirlerinin büyük şirketlere aktarılması. Nitekim, 3. Boğaz Köprüsü’nün 3 yıllık yapım sürecini kale almazsak, kalan 7 yıl içinde, ihaleyi alan şirketler grubuna yaklaşık 6 milyar dolar para aktarılacaktır; oysa inşaat maliyeti hesaplarına göre aynı tutarla 150 kilometre metro sistemi inşa edilebilirdi. Yüksek ücreti ve uzun yolu nedeniyle tercih edilmeyen ve zaten toplam trafiğin % 2-3’ünü içeren transit geçişlere hizmet veren 3.Köprü’ye aktarılan kaynak eğer metro yapımına harcanmış olsaydı, mevcut 30 km metro uzunluğu, toplamda Paris metro hattı uzunluğuna yaklaşacak; İstanbul’un akciğerleri Kuzey Ormanları da tahrip edilmemiş olacaktı[8].

Bu çerçevede, mega projelerin ardındaki gerçek niyetleri, çevresel ve toplumsal yıkımları, önemli riskleri, teknokratik , uzman bir dil vasıtasıyla gözlerden kaçırtarak, büyüme/ gelişme odaklı bir söylemle her kesimin yarar sağlayacağı bir kamu yararı miti inşa ederek mega projelerin failliklerine ortak olan kimi akademisyenler,  entellektüeller, basın mensupları, uzmanlar ve hatırı sayılan şahsiyetlerden oluşan yandaş camiayı da anmak gerekir. Şanlı geçmişe atıfla büyük devlet / güçlü millet imajı yeniden ve yeniden üretilir; nicelik niteliğin önüne geçirilir. Mega projelerin başına getirilen ‘‘en…’’ sıfatları sayesinde milli gurur okşanır. Ne yazık ki bu ‘‘ en…’’lerin bedelini doğa, çevre ve  tüm canlılar ödemektedir. Projelerin saklanamayan zararlarının tartışılmaları, devlete ve millete hayırlı işler yapıldığı, üstelik verilen zararların da telafi edildiği iddia edilerek, ‘‘ şu kadar ağaç kestik ama şu kadar da diktik / şu kadar taşıdık’’; ‘‘ yabanıl hayatın önemi için ekolojik köprüler yaptık’’, gibi söylemlerle zorlaştırılır.  Böylece, bu projelerin  olmazsa olmazlıkları kabul ettirilir; karşı çıkanlar gerici / gelişme karşıtı hatta dış mihrakların araçları ilan edilir.  Kent araştırmalarında ise mega-projeler verili bir gerçeklik olarak kabul edilerek bunlara karşı alternatif çalışmaların önü kapatılır. Muhalefetin kriminalleştirildiği, muhalif söylemin ve projelere alternatiflerin önlerinin kesildiği böyle bir mutabakat siyasetinde, ideolojik mücadele ve itirazlar zorlaştırıldığından demokrasi yara alır.

Abartma / Şişirme ile Küçümseme / Azımsama Elele

Bent Flyvbjerg ve diğerleri,  kapsamlı çalışmalarında 5 kıtada 20 ülkeden birkaç yüz proje inceleyerek 10 mega projenin 9’unda 4 özelliğin tekrarlandığını tespit etmişlerdir. Bu 4 kategorinin biri ya da birkaçı farklı araştırmalarda da öne çıkmaktadır:

Azımsanmış maliyetler: Projeler, hiçbir zaman öngörülen maliyette ve zamanda bitirilememekte, bütçeler katlanmaktadır. Ulaşımdan enerjiye, tarım projelerinden (mega mono kültür plantasyonları / yetiştirme çiftlikleri )  suya , tüm sektörler için geçerli olarak her 10 projeden 9’unda maliyetler aşılmakta, hükümetler, vergi ödeyenler ve tüketiciler tarafından sırtlanmaktadır.

Öngörülen maliyetinin %1900 üzerine çıkarak Mısır’ı iflasa sürükleyen Süveyş Kanalı en bilinen örnektir. %200 maliyet artışıyla ABD’nin Denver Uluslararası Havalimanı, %275 ya da 11 milyar dolar fazla ile Big Dig olarak adlandırılan Boston Tüneli, %67 ile Bangkok metrosu, %175 artış ile İngiltere’nin Humber Köprüsü… İngiltere’yi Fransaya bağlayan 50 km uzunluğundaki tünel de öngörülen zamanda bitirilemediğinden öngörülen maliyetinin %80 üzerine çıkarak İngiltere’ye 17.8 milyar dolara mal olmuştur. Mega projelerin maliyetlerinin ve sürelerinin aşılması olağan küresel bir olgudur[9]. Çok övündüğümüz Marmaray hala tamamlanmamıştır; banliyö hatları eksiktir.3.Havalimanı projesinde maliyetler hesaplananın üzerine çıkınca, ihale yasalarına aykırı biçimde revizyonlara gidilmiştir (en önemlisi dolgu yüksekliklerinin düşürülmeleridir).

2000’lerde Valencia kentinin finansal krize girmesine ve iflasına, ikonik mimarili prestij kentsel dönüşüm projeleri ve ev sahipliği yaptığı mega etkinlikler neden olmuştur[10]. Mega etkinlikler bağlamında, hiç şaşırtmayan Olimpiyatlardan en son örnekle bitirelim. Breziya, 2007’de Olimpiyatlara teklif verdiğinde dünyanın 5. büyük ekonomisiydi; bugün en ciddi ekonomik krizini yaşamaktadır. Önce Dünya Kupası, ardından Olimpiyat Oyunları’nın milyarlarca dolarlık altyapı harcamaları nedeniyle eğitim, sağlık, çevre ve diğer kamu harcamalarında sert kısıntılara gitmek zorunda kalmış böylece kamu yararına ayırması gereken bütçesini birkaç haftalık bir mega etkinliğin mega projelerinde heba etmiştir. Yunanistan’ın iflasında da Atina Olimpiyatlarının (2004) mega projelerinin payı unutulmamalıdır; öngörülen maliyet 123 milyon Euro iken kamu bütçesinden 11,5 milyar Euro çıkmıştır!

Şişirilen gelirler/ kazançlar:  Projeler, öngörülen gelire ulaşamazlar; hatta yukarıda da açıldığı üzere azımsanan maliyetler ve riskler nedeniyle 10 projenin 9’u zarar etmektedir. Türkiye’den bakarsak, 3.Köprü, günlük 135,000 olarak garanti edilen araç sayısını bir türlü tutturamamış; bu nedenle köprüyü kullanmayan transit araçlara cezai tedbirler getirilmiştir. Öte yandan, transit geçişlerin toplam trafik içindeki payının  %2-3 olduğu göz önüne alınıp yapılan hesapların hiçbiri günlük 135,000 aracı tutturamadığından şişirilen kazanç nedeniyle ödenecek farkın vergilerimizden çıkacağına  kuşku yoktur. Sermaye her koşulda kazanmaktadır.Osmangazi Köprüsü bir diğer başarısızlık öyküsüdür. Avrasya Tüneli ile ilgili de benzer iddialar vardır.Öte yandan, mega yatırımlar zarar da kar da etseler, girişimciler paralarını alacaklardır.  Zararlar toplumsallaştırılırken, kazançlar özelleştirilmektedir.

Ciddiyetleri azımsanan çevresel ve toplumsal etkiler: Yıkıcı çevresel / ekolojik etkilerinin yanı sıra yerinden etme, yaşam ve geçim olanaklarını elinden alma, mülksüzleştirme gibi toplumsal etkiler de küçümsenmektedir. Nitekim çalışmalarının başlığını Yerinden Etmeler Olarak Mega Projeler  (Mega Projects as Displacements-2003) olarak atan Gellart ve Lynch, yeni mega projeleri ( buradaki yeniden kasıt yakın zamanlı demek olup öncekilerden bir kopuşu ifade etmez), doğal peyzajı ve çevreyi hızla, kasten, isteyerek ve göze çarpan bir biçimde dönüştüren projeler olarak tanımlamaktalar. Bu projeler, dağların tepelerini, ırmakları flora ve faunayı ve aynı zamanda insanları ve toplulukları yerlerinden sökerek, doğal peyzajı ve çevreyi hızla ve radikal olarak dönüştürmekte, sosyal yapıyı darmadağın edebilmekte. Çalışmada, mega projelerin tetiklediği yerinden edilmeler üzerine düşünülürken, yollar, madenler, yükselen sular tarafından yerlerinden edilenlerin ötesine diğer yerinden edilmelere de dikkat çekilir: (1) önemli hacımda kaya ve toprağın yerinden edilmesi; (2) hidrolojik örüntülerin yerinden edilmesi; (3) doğal habitatların yerlerinden edilmesi ve yenilerinin yaratılması ( sivrisineklerin üreyebileceği durgun su birikintileri, askeri üsler için boş araziler gibi );  (4) nişlerinin yerinden edilmesiyle türlerin ve bitki ve hayvan topluluklarının  yerlerinden edilmeleri; (5) sonuç olarak, oradaki kaynaklara bağımlı yaşayan toplulukların geçim olanaklarının yok edilmesi[11].

harita2

Harita 2: Afrika’daki Altyapı Geliştirme Programının enerji etkisi: Ulaşım programı önemli üretim ve tüketim merkezlerini bağlar, büyük şehirler arasında bağlantı kurar, en iyi merkezi (hub) limanları ve demiryollarını tanımlar ve kara ile çevrili ülkeleri, geliştirilmiş bölgesel ve kıtasal ticarete açar.

Sosyolog Saskia Sassen, iklim değişikliği terimini yeterince güçlü bulmadığını bunun yerine ‘‘Ölü toprak, ölü su ‘’ demeyi tercih ettiğini belirterek bu korkunç sonucu  yaratanın bizzat kendimiz olduğunu belirtir. Mega projeler, yukarıdaki çalışmada da vurgulandığı üzere, doğa ve çevreyi tahrip ederken toprağı ve suyu da yok etmektedir. Sassen, mega monokültür tarım plantasyonları ve yetiştirme çiftliklerinin toprağı zamanla nasıl çoraklaştırarak yok ettiklerine ve bu şekilde bir tarım alanını yok eden sermayenin diğerlerine akarak oraları da çoraklaştırdığına dikkat çeker[12]. 3.Havalimanı proje sahası ve etki alanları, plantasyonlar eliyle olmasa da havalimanı inşaatı için ve inşaata hammadde ve altyapı sağlamak üzere proje sahası içinde ve çevre yerleşimlerde kurulan tesisler (patlamalı granit taş ocağı, jet yakıtı depolama çiftliği, yeni taş ocakları, sahilden kum çekme, çimento limanı, patlayıcı madde deposu gibi) nedeniyle benzer şekilde ‘‘ölü toprak, ölü su’’ sahasına dönüştürülmektedir.

Abartılan bir ekonomik kalkınma /gelişme beklentisi Bu projeler vasıtasıyla sermaye yatırımlarının geleceği; böylece öncelikle üst gelir gruplarından başlamak üzere alt gelir gruplarına doğru refahın damlayarak (trickle-down) toplumun tümünün zenginleşeceği, ekonomik kalkınma sağlanacağı varsayılmaktadır. Oysa araştırmalar tam aksine bir gidişata işaret etmekte; sosyolog Sassen’in ’’trickle-up’’ yani aşağıya değil yukarıya doğru damlama olarak dikkat çektiği üzere, dar bir elit kadronun dışında kimse kazançlı çıkmamaktadır. Ayrıca, mega projeler etkileriyle pahalılaşan kentlerde yerinden etmeler ve yoksunlaştırmalar toplumsal ayrışmaya sebep olmaktadır. Büyük çaplı kentsel dönüşüm projeleri vasıtasıyla sermaye yatırımlarını kentlerine çekmek isteyen yönetimlerin, sosyal devlet politikalarını terk ederek, kentlerini pazarlama girişimciliğine soyunmaları da bir başka nedendir. Olimpiyatlar örneklerinde de açtığımız üzere kamu yararı politikaları terk edilmektedir.14 Avrupa ülkesinde 13 büyük kentsel dönüşüm projesini inceleyen Avrupa’da Neoliberal Kentleşme: Büyük Çaplı Kentsel Dönüşüm Projeleri ve Yeni Kentsel Politika[13] başlıklı araştırma, yerinden etme ve toplumsal kutuplaşmayı da önemli birer bulgu olarak ortaya koymuştur.  Proje bölgelerinde emlak pazarlarının devreye girmeleriyle artan konut ve kira fiyatları karşısında alt, alt-orta gelir gruplarının yerlerinden edilmeleriyle sosyo-mekansal kutuplaşma / ayrışma görülmektedir. Ünlü sosyal kuramcı Harvey, yerinden etme ve yoksullaştırmaya sebep olan bu tarz bir kentleşmenin, ihtiyaç fazlası sermaye ve emeği emmenin önemli vasıtalarından biri haline geldiğine dikkat çeker. Gösterişli bir kentleşmeye yönelik çok büyük miktarlarda kaynakların aktığı bu ‘’kaçık’’ mega projelerin insanların refahlarıyla ilgilerinin olmadığını belirtir[14].

Mega projeler vasıtasıyla, kimi en yoksul ülkelerin ulaşım ağlarını, enerji şebekelerini, şehir suyu sistemlerini vb güçlendirmek ve dolayısıyla eşitsizliği azaltmak amaçlansa da, tam aksine, dünyanın en muhtaç topluluklarının-çiftçiler, yerliler, gecekondu sakinleri ve balıkçı toplulukları-yoksulluğuna yoksulluk katıldığı görülmektedir. 2004-2013 yılları arasında Dünya Bankası tarafından fonlanan bu çeşit mega projeler sonucunda tahmini 3.4 milyon insan yerinden edilmiştir.Uzmanlar, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ / PPP) projelerinin var olan gelir uçurumunu daraltmak bir yana daha da açmasından korkmaktadırlar. Dünya üzerindeki en zengin ve en fakir uluslar arasındaki gelir uçurumu sömürge döneminde 35:1 iken bugün 80:1 olmuştur. Dünyanın en zengin 85 kişisinin kendi aralarında kontrol ettikleri zenginlik, dünya nüfusunun yarısının toplamından daha fazladır. Öyleyse bu yatırım patlaması kim /ler içindir[15]?

Mega Projelerin Ekonomi Politiği  

Dünyanın hiçbir döneminde görülmediği kadar çok mega projeye bugün neden ihtiyaç doğmuştur?  Yukarıda da alıntıladığımız üzere, her yıl, dünyadaki GSMH bileşiminin %8’ine denk gelen 6-9 trilyon dolar arasında mega-proje harcaması yapılmaktadır. Flyvbjerg’e göre, teknolojik gelişmeler nedeniyle mega projeler inşa etmek bugün artık oldukça kolaydır; dolayısıyla birinci dürtü teknolojidir. İkinci olarak anıtsal ve somut olduklarından siyaseten cezbedicidirler; bu da siyasal dürtüdür. Üçüncüsü, büyük projeler çeşitli grupların büyük miktarlarda kazanç elde etmelerine fırsattır. Bu da ekonomik dürtüdür[16].

Ancak tüm bunların ötesinde, mega projeler bir sistem sorunudur ve  kapitalist sistemin kendini var edebilmesinin bir ayağı da mega projelere dayanmaktadır. David  Harvey’e göre, kayda değer bir kazanç üreticisi olamayan neoliberalizmde kazancın büyük bölümü mal varlıklarının spekülasyonundan ve yatırım yapılacak yeni varlıklar yaratılmasından elde edilmekte. Bu bağlamda, kentsel mekanın yeniden üretimi de önem kazanmakta; şöyle ki, sermayenin birinci döngüsü olan sanayi üretiminde oluşan aşırı birikim krizi sorunu, bu birikimin kentsel mekana yatırılmasıyla çözüme kavuşturulmakta. Böylece, bu ikinci döngüde, metaların üretildiği yer olan kent şimdi kendisi mega bir meta olarak, sermayenin ihtiyaçlarına yönelik dönüştürülecek arazi üretmekte. Mega projeler, ikinci döngüde kentsel dönüşümün varabileceği en uç nokta olarak birikim krizine çözümdür[17]. Nitekim dünya üzerinde son on yılda‘‘Şaşkınlık verici, göz alıcı ve bazı açılardan birer kıyım addedilebilecek denli saçma mega kentsel projeler..elde edilen artı sermayeyi emmek üzere, en göze batan, toplumsal olarak en adaletsiz ve çevre açısından en zararlı biçimlerde ortaya çıktı[18].’’

Bu ‘‘..toplumsal olarak en adaletsiz ve çevre açısından en zararlı…’’ mega projeler, kentsel, kırsal fark etmeden küresel ekonomiyi canlandırmanın can simitlerdir.  DB, IMF, kalkınma bankaları, uluslararası fonların hesaplarına göre dünya ekonomisini kurtaracak devasa altyapı projeleri için daha fazla fona ve daha fazla kamu özel işbirliğine ihtiyaç vardır.Tam da bu nedenle, bugün şahit olduğumuz, tarihte eşine rastlanmayan bu mega yatırım iştahı ve hızı, bir başka olgu ile yan yana sürmektedir. Bu da önemli kalkınma bankaları ve finans kuruluşlarının muazzam altyapı yatırımları üzerinde daha öncesinde hiç olmadıkları kadar mutabakat göstermeleridir.

G20 hükümetleri, Kasım 2014’de, dünya üzerindeki büyük altyapı yatırımlarına (kamu ve özel) uygun ortamı hazırlamak üzere, Küresel Altyapı İnsiyatifi kurdular. Çok kısa bir süre önce IMF ile birlikte 7 önemli kalkınma bankası, ortak bir duyuruyla altyapı yatırımları için yıllık 130 milyar dolar finans sağlayabileceklerini bildirmişti. Duyurunun hemen öncesinde Dünya Bankası Global Infrastructure Facility (GIF) birimini açıklamıştı. GIF, özel sektör ile kurumsal yatırımcı sermayenin örgütlenmelerini sağlamak üzere komplike KÖİ altyapı projelerinin hazırlanmalarını ve yapılanmalarını kolaylaştıran küresel bir açık-platformdur. Citibank ve HSBC de dahil olmak üzere, kalkınma bankaları ve16 özel sektör ortağını içeren GIF’in ortakları 8 trilyon dolar üzerinde bir varlığa sahip olup, amaçları, yükselen piyasalar ile gelişmekte olan ekonomilerin enerji, su, ulaşım, sağlık, telekomünikasyon sektörlerinden altyapı projelerini desteklemektir. Dünya Bankası’nın (DB) altyapı projelerine katkısı muazzamdır-sadece 2014 yılında 24 milyar dolar-ancak artan talep karşısında bu bile yetersiz bulunmaktadır. Öte yandan, büyük kısmı Asya ve Afrika’dan, 3.4 milyar insan bu projeler ile yerlerinden edilmiştir. Bağımsız uzmanların raporlarına göre de DB enerji dağıtım projelerinin %67’si, suyla ilgili projelerin de %41’i başarısız olmuştur[19]. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) da  2016’da Türkiye’deki projelere 1,9 milyar Euro seviyesinde yatırım yaparak geçen yıl itibariyle 43 projeyi finanse etmiştir. EBRD’nin 9,4 milyar Euroluk uluslararası yatırımlarının %20’si Türkiye’dedir[20]. Küçüklü büyüklü bu projeler arasında mega proje olarak Avrasya Tüneli dikkat çekmektedir.

Ancak tüm bu fonlar yine de gerçekleştirilmek istenen mega projeleri desteklemeye yetmediğinden ekonomik gelişmeyi dürtmek için yeni arayışlara girilmiş ve devlet fonları, emekli fonları ve yatırım fonları ile sigorta sistemlerinde tutulan uzun vadeli  kurumsal finansa başvurma yönünde küresel konsensüs sağlanmıştır. Bu özel fonlardaki trilyonlarca dolar, dünyayı kurtaracak sihirli formül olarak görülmektedir. Dünya ekonomisinin dev aktörleri, mantıklı mı değil mi diye üzerinde hiç düşünmeden mega altyatırım  planlarına burunlarını sokmaktadır[21]. (Türkiye’de mega projeleri finanse etmek üzere yakınlarda kurulan ve işsizlik fonunu kullanacak olan Varlık Fonu’nu da anımsayalım).

Mega projelere fon sağlayacak bir diğer mecra olarak KÖİ projelerinin finansallaştırılmaları dünya üzerinde  tartışılmaktadır. Yakın zamanlarda Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Himmet Karadağ benzer bir açıklama yaparak KÖİ projelerinin borsaya getirilmesi üzerine çalıştıklarından bahsetti ve ‘‘Çanakkale Köprüsü, Kanal İstanbul’un alt bileşenleri, Üçüncü Havalimanı’nın devamında Airport City, özellikle yenilenebilir enerji projeleri ve diğer benzer projelerde baştan mutlaka menkul kıymetleştirme ve borsa olsun diye çalışıyoruz’’, dedi[22]. Böylece altyapı projeleri, köprüler, havalimanları…birer menkul değere, finans varlığına dönüşerek borsada alınıp satılabilecek. Mega projelerin olmayan başarı öyküleri ile devletin yatırımcılara minimum koruma ve belli oranda getiri garanti etmesi birlikte düşünüldüğünde, kayıpların toplumsallaştırılmayacağı, kazançların da özelleştirilmeyeceğinin garantisi yok. ‘‘KÖİ projeleri, gelişmeyi finanse etmekten ziyade finansı geliştirme üzerinedir[23]!’’.

harita3

Harita 3: Afrika’daki Altyapı Geliştirme Programının enerji etkisi: Sınır ötesi su programı, çok amaçlı barajların geliştirilmelerini hedefler ve kendi hidrolik altyapılarını planlayabilmeleri ve geliştirebilmeleri için Afrika’nın göl ve ırmak havzaları örgütlerinin kapasitelerini geliştirir.

Neoliberal Küreselleşmenin Aracı Olarak Mega Projeler

Neoliberal sistemin ekonomik ve finasal aktörlerinin tüm bu fon, finans ve destek çabalarının dünya nüfuslarının iyilikleri için olduğunu düşünmek fazla iyimserliktir. Birikim fazlası sorununa çözüm olarak sistemi yeniden üreten mega projeler aynı zamanda neoliberalizmin içinden aktığı kanallardır; çağımızda sayıları hızla artan mega projeler, ulusal ve uluslar-üstü (supranational) yönetimler, kamu özel işbirliği ortaklıkları, özel sermaye ve kalkınma bankaları tarafından desteklenerek neoliberal küreselleşme dünya üzerinde hükümran kılınmaktadır[24].

Kamu yararına ve öncelikle eğitim, sağlık, konut, istihdam gibi temel haklara yönelik çalışmaları gereken yerel ve merkezi yönetimlerin, mega projeler vasıtasıyla kentlerini sermayeye pazarlamak üzere çalışan girişimcilere dönüşmeleriyle, girişimci kentsel politikalar dünya üzerinde yayılmakta ve neoliberal yönetim biçimleri de küreselleşmektedir. Bir diğer neoliberal nitelik karar süreçlerinde görülür; mega projeler, şeffaflık ve demokratik kontrol mekanizmalarının olmadığı, otoriteryan ve özelleştirilmiş karar alma süreçleri içerirler. Kapalı kapılar ardında kotarılan projeler, en son dakikaya kadar halk ve sivil toplum ile paylaşılmaz çünkü bunların ciddi uzmanlık gerektirdiği öne sürülür ancak asıl amaç elit gruplarının aralarında kurulan çıkar ittifakının sekteye uğratılmamasıdır.  Böylece halk karar alma süreçlerinden dışlanırken, uzmanlar, iş dünyasından elitler ve itibarlı sosyal gruplar sürece dahil olur; bu grupların çıkarları halkın çıkarlarının üzerinde yer alır. Uzmanlık ve teknokrasi çerçevesinde inşa edilen bir söylem ve popülist politikalar, ideolojik mücadelenin önünü kapatırken mega projelerin gerekliliği tartışılamaz bir mutabakat politikası eylenir; böylece projelerin maliyetleri ve getirileri kamuoyunda tartışılamaz ve zaten proje maliyetleri de çoğu kez halka açık edilmez, gayri şeffaftırlar. Böylece neoliberalizme has teknokratik ve özelleştirilmiş bir yönetim tarzı egemen olurken demokrasi erozyona uğratılır.

Demokratik denetim ve hesap verilebilirlikten azade bir istisnai hali yönetimi mega projelerin girdiği her yere sızar[25]. Yaratılan istisna hali vasıtasıyla planlama kuralları, yasalar ve kamu yararı baypas edilir. Yarı özel kurumlar eliyle yürütülen karar alma ve planlama süreçleri sonucunda yönetim ve planlamanın özelleştirilmesine şahit oluruz. Özelleştirilen sadece yönetim ve planlama değildir; KÖİ’ler de kamu varlıklarının özel sektöre transferlerini sağlayan bir çeşit özelleştirmelerdir: ‘‘Kamusal varlıkların mülkiyeti şeklen kamuda kalsa da işletme, kullanma hakkını özel firmalara bırakma operasyonudur. Bu anlamda, geniş anlamda özelleştirmenin bir parçasıdır[26]’’. Mega projelerin gerçekleştirildiği KÖİ modeline yakinen bakacak olursak, neoliberal sistemin karnından çıktığı tartışılmaz: ‘‘…bu model, devletin ekonomik rolünü daraltıyor, kamu maliyesinde ‘yatırım’ harcamalarını kısıyor, devleti daha ziyade, kullanıcı, tüketici yapıyor; belli birikime ulaşmış ve yeni birikim kulvarları arayan özel firmalara ise bu yeni altyapı alanlarını açmış oluyor. Yurttaşların, vergi mükelleflerinin ise bu modelde kayıpları, kamusal mülkler, ortak sahipliğe dayalı doğal kaynaklar olmaktadır. Ayrıca, isabetli olup olmadığı sorgulanan bu yatırımların, kent altyapı yatırımlarının yaşam alanlarına, çevreye getirdiği yükler de yurttaşa dayatılmaktadır. Bunun yanısıra, devletin önceden ücretsiz ya da düşük ücretle sağladığı mal ve hizmetler, artık özel firmanın azami kar dürtüsüyle fiyatlanmakta ve bedeli ödettirilmekte[27]’’. KOİ’ler özel sektöre düzenli ve garantili para akışı sağlamaktadır. Hangi altyapı projesinin inşa edileceğinin seçimi, özel sektörün uzun erimli para kazanma çıkarlarına göre yapılır; böylece, devlet veya kamu sektörü, gitgide altyapı yatırımcıları ve özel firmaların çıkarları ile aynı eksene gelir[28].

Mega projelerin çoğu, inanılmaz derecede uzun erimli maliyetler (ekolojik, ekonomik, toplumsal) ürettikleri için sürdürülebilirliğin herhangi bir nosyonunun tam karşıtı olmaktadırlar; başarısızlıklarının maliyetleri de özel yatırımcıların değil kamunun sırtına bindirilmektedir. Böylece, milyarlarca dolar, uluslar-aşırı şirketlerin kasalarına akarken, gezegen üzerindeki 7 milyardan fazla insanın yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli destekleyici sistemlerin tümü yok edilmektedir[29]. Kısaca, mega projeler, özel sermaye –kamu ortaklıkları, dolaylı özelleştirmeler, karar alma mekanizmalarından ilgili nüfusların dışlanması, elit / uzman bir azınlığın söz sahipliği, gayri-şeffaflık, hesap verme zafiyeti gibi özellikleriyle otoriteryan bir neoliberal yönetim modeline dayanan ve bu modeli dünyaya ihraç ederken dünyayı da çok daha neoliberal yönetim modellerine taşıyan dinamiklerdir.

Afrika’nın (ya da Gezegenin) Kesik Damarları

Mega projelerin anti demokratik süreçlerini ve sonuçlarını daha net görebilmek için bir örnekle bitirelim. Afrika’daki enerji, su, ulaşım ve yeraltından maden/ enerji vb çıkartma projeleri, Afrika’daki Altyapı Geliştirme Programı (PIDA) himayesinde gerçekleştirilmektedir. Programın ilk aşamasındaki mega projelerin etiket değeri 68 milyar dolar olup, ortaya çıkan sonuç, çevreye ve yerleşik yoksul topluluklara etkileri üzerinde hiç bir araştırma / değerlendirme yapılmadan inşa edilmiş otoyollar, boru hatları ve barajlarla tahrip edilmiş bir kıtadır ya da Afrika’nın ‘‘ kesik damarları’’(bakınız haritalar 1-3). Yarı özel bir yapı olan PIDA yönetimi şeffaflık, bilgi açıklama ya da sivil toplum ve etkilenen topluluklar ile bilgi alışverişi vb demokratik mekanizmalara başvurmak yerine tam aksine, bu yolları bloke etmektedir. PIDA içinde yer alan bazı hükümetler de projelerine karşı çıkan toplulukları tehdit etmişlerdir.

Son Söz: Bu gidişat, daha az ya da çok şiddetli ama küresel ölçektedir. Neoliberal hegemonyanın araçları mega projeler, gezegenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını, müştereklerini tükete tükete sayı ve ölçek bakımından azmanlaşırken, şirketleştirilmiş bir yönetimi ve demokratik mekanizmaların kapalı olduğu, kamu yararının geri plana atıldığı otokratik bir siyaseti de gezegenin damarlarına zerk etmekteler.

[1] İlhan Tekeli; ‘’ Siyasetçiler ve Mega  Projeler Üzerine’’; Mega Projeler ve İstanbul Paneli .Mimar Sinan GSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü ; Armada Otel; 12.02.2014.

[2] Kanya D’Almeida; Mega, Giga,Tera:Inside the Biggest İnvestment Boom in History;  Truthout; April  29; 2015.

[3] Renia Ehrenfeucht; ‘’Megaprojects and Risk: A Conversation with Bent Flyvbjerg’’; Critical Planning Summer 2014.

[4] Paul K. Gellert; Barbara D. Lynch; Mega Projects as Displacements; ISSJ 175- UNESCO 2003.

[5] Fernando Diaz Orueta; Susan S. Fainstein; ‘‘The New Mega-Projects: Genesis and Impacts’’; International Journal of Urban and Regional Research 2009.

[6] Slavka Zekovic; ‘’Megaprojects as an Instrument of Urban Planning and Development: Example of Belgrade Waterfront Project’’  http://cooperation.epfl.ch/files/content/sites/cooperation/files/Tech4Dev%202016/1249-Zekovic-SE15-HAB_Full%20Paper.pdf

[7] age

[8] Gökhan Bilgihan; ‘’Fetih,Makyavel ve Üçüncü Köprü’’; Bir+Bir Roll: 13.06.2012.

[9] Chantal C. Cantarelli; Bent Flyvbjerg; Mega-projects cost performance and lock-in:Problems and Solutions; 2013. https://papers.ssrn.com/sol3/Papers.cfm?abstract_id=2446947

[10] Ampora Tarazona Vento; Mega-project meltdown:Post politics, neoliberal urban regeneration and Valencia’s fiscal crisis; Urban Studies Vol 54; 2016.

[11] Paul K. Gellert; Barbara D. Lynch; Mega Projects as Displacements; ISSJ 175- UNESCO 2003.

[12] https://vimeo.com/196141879

[13] Erik Swyngedouw; Frank Moulaert ; Arantxa Rodriguez. Neoliberal Urbanization in Europe: Large-Scale Urban Development Projects and the New Urban Policy .Blacwell 2002

[14] David Harvey; ‘’Slums and Skyscrapers: Space, Housing and the City Under Neoliberalism’’; Londra:28.06.2015  http://davidharvey.org/2015/07/video-david-harvey-slums-skyscrapers-space-housing-and-the-city-under-neoliberalism/

[15] Kanya D’Almeida; mega, Giga,Tera:Inside the Biggset İnvetment Boom in History;  Truthout; April  29; 2015.

[16] Renia Ehrenfeucht; ‘’Megaprojects and Risk: A Conversation with Bent Flyvbjerg’’; Critical Planning Summer 2014.

[17] David Harvey; ‘’Slums and Skyscrapers: Space, Housing and the City Under Neoliberalism’’; Londra:28.06.2015. http://davidharvey.org/2015/07/video-david-harvey-slums-skyscrapers-space-housing-and-the-city-under-neoliberalism/

[18] David Harvey; Kent Hakkı New Left Review ; Eylül-Ekim 2008.

[19] Kanya D’Almeida; mega, Giga,Tera:Inside the Biggset İnvetment Boom in History;  Truthout; April  29; 2015.

[20] http://www.dunya.com/finans/haberler/ebrdden-19-milyar-euro-geldi-haberi-346145

[21]Kanya D’Almeida; mega, Giga,Tera:Inside the Biggset İnvetment Boom in History;  Truthout; April  29; 2015.

[22] http://www.dunya.com/finans/haberler/borsa-2018de-1-milyar-dolarlik-buyuklukle-halka-acilacak-haberi-343893

[23] http://www.thecornerhouse.org.uk/resource/PPPs-extraction-wealth-gap

[24] Slavka Zekovic; ‘’Megaprojects as an Instrument of Urban Planning and Development: Example of Belgrade Waterfront Project’’ http://cooperation.epfl.ch/files/content/sites/cooperation/files/Tech4Dev%202016/1249-Zekovic-SE15-HAB_Full%20Paper.pdf

[25] Ampora Tarazona Vento; Mega-project meltdown:Post politics, neoliberal urban regeneration and Valencia’s fiscal crisis; Urban Studies Vol 54; 2016.

[26] Mustafa Sönmez; ‘‘Mega Projeler’’den kara delik tehdidi; 2.11.2016.

[27] Mustafa Sönmez; ‘‘Mega Projeler’’in Mega Sorunları; Bülten; TMMOB Makina Müh. Odası; Ekim 2016.

[28] Nicholas Hidyard http://www.thecornerhouse.org.uk/resource/PPPs-extraction-wealth-gap

[29] Kanya D’Almeida; mega, Giga,Tera:Inside the Biggset İnvetment Boom in History;  Truthout; April  29; 2015

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑