Haber

Published on Temmuz 17th, 2017 | by Kuzey Ormanları Savunması

0

900 yılın en kurak zamanı: Ormanlar katlediliyor, kuraklık yaklaşıyor


(Evrim Kepenek / Gazete Sujin – 17 Temmuz 2017)

Ekolojik katliam ve orman yangınları nedeniyle yok olan ormanların kuraklığa neden olduğu bilimsel bir gerçek. Türkiye’deki orman yangınlarının yüzde 90’ının insan kaynaklı olduğu ifade ediliyor. Su Hakkı Kampanyası’ndan Dr. Akgün İlhan da, Türkiye’nin su stresi yaşayan ülkelerden olduğunu ifade ederek, “Kuraklık kapımızda” uyarısı yapıyor. NASA da Türkiye’de son 900 yılın en kurak zamanının yaşanacağını hatırlatıyor.

Araştırmalara göre, son 3 ay içinde 47 tane son 14 yıl içinde de 31 bin tane orman yangının çıktığı ifade ediliyor. Orman yangınlarının ise en önemli ve yıkıcı sonucu kurak alanlara neden olmaları. Ormanlar, yağışların artmasına neden olurken, doğanın ekolojik döngüsü içinde, hava hareketlerini de kolaylaştırıyor. Türkiye’de orman yangınlarının yüzde 90’ının insan kaynaklı olduğu ifade edilirken, katledilen her orman yeniden açılan kuraklık alanları anlamına geliyor.

Dünyada gerçekleşen yıllık ortalama yağış miktarının 1050 mm olduğu tahmin edilirken, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) resmi rakamlarına göre, Türkiye’ye yılda ortalama düşen yağış oranı 643 mm. Çevresinde denizler ve coğrafyası üzerinde bulunan nehirler düşünüldüğünde Türkiye, kurak değil sulak bir alan gibi görünse de bu durum hiç de böyle değil. Çünkü, denizlerden yeterince yaralanamayan Türkiye’de, enerji politikaları nedeni ile dere ve nehirler de hidroelektrik santrallerin işgali altında.

Bu yönü ile Türkiye, su zengini gibi görünürken, enerji politikaları nedeni ile suya hasret ve üstelik kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya. Ancak, sadece İstanbul’daki barajların doluluk oranına bakarak kuraklık açıklamasına giren yetkililer, Türkiye’nin kuraklık sorunu olmadığını savunsa da, bu durumun tam aksi yaşanıyor.

900 yılın en kurak zamanı

Su Hakkı Kampanyası’ndan Dr. Akgün İlhan, bu yıl barajların doluluk oranının kuraklık ölçütü olarak tek başına bir veri olarak alınamayacağını belirtiyor ve NASA’nın kuraklık konusundaki verilerini hatırlatıyor. NASA’nın Türkiye’de son 900 yılın en kurak zamanının yaşanacağını ifade ettiğini anlatan Akgün, bu mesajların her yıl söylenen veriler olarak sıradanlaşmasının Türkiye’deki kuraklık tehlikesini ötelemediğini söylüyor.

‘Türkiye su stresi yaşayan bir ülke’

“Peki bir bölgenin kurak alan olup olmadığının belirlenmesindeki ölçüler nedir?” sorusunu da yanıtlayan Akgün, su uzmanı Prof. Dr. Malin Falkenmark’ın susuzluk endeksini anlatıyor. Malin’in 1989’da doğal sistemin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak yaptığı bu çalışmaya göre, ülkelerin toplam nüfusu ile toplam su kaynağı potansiyelini orantılandı ve nüfusun su kaynakları üzerindeki baskısını ortaya koyan bir indeks oluştu. Susuzluk indeksine göre, kişi başına düşen yıllık su miktarında eşik değer 1700 metreküp olarak belirlendi. Bir ülkedeki su miktarı bu değerin altına düştüğünde, su sıkıntısının başlayacağı düşünülüyor.

‘2023’te su kıtlığı yaşanacak’

Çok değil, 2023 yılında Türkiye nüfusunun 100 milyona ulaşacağı öngörülüyor. Yapılan hesaplamalara göre, 2023’te kişi başına düşen su miktarı 1125 metreküpe inecek ve Türkiye, su kıtlığı yaşayacak. Akgün, bu durumu “Türkiye, su stresi yaşayan ülkelerden” diye yorumluyor. Bunun da kuraklık anlamına geldiğini söyleyen Akgün, “Ormanlara sadece ağaç olarak bakılmaması gerek. Ormanlar doğal yaşamın döngüsünü sağlayan en önemli araç” diyor.

Su indeksine göre, Türkiye’nin her an büyük bir kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya kalacağını söyleyen Akgün, “Kuraklık kapımızda” diye uyarıyor.

‘Ağaç diktik açıklamaları çözüm içermiyor’

Yapılan ekolojik yıkımlar sonucunda yetkililerin “Biz o ağaçları kestik, ancak yerine başka bir yere şu kadar ağaç diktik” açıklamalarını da eleştiren Akgün, “Ormanı sadece ağaca indirgemek yanlış bir yöntem. Bu şuna benziyor; sizin çocuğunuzu öldürdük alın size buradan başka bir çocuk verelim. Böyle bir şey yok. Çünkü orman demek, su altı kaynakları, hayvanların yerleşim alanı, farklı farklı ağaçların bir arada olması demek. Yani bir ağaç dikmek sorunu çözmüyor. Ağaç diktik açıklamaları çözüm üretmiyor” diye vurguluyor.

‘İklim değişikliği gündelik hayatta’

İklim değişikliğine ilişkin de bilgi veren Akgün, bu nedenle ortaya çıkın yıkımın hayatın her alanında kendisini hissettirdiğini ifade ediyor. “Büyük bir felaket olacak ve dünya yok olacak” gibi bir algının yayıldığını ancak yaşanan sellerin, yok olan doğal ormanların, mevsimlerin döngüsünün iklim değişikliğinin sonucu olduğunu söyleyen Akgün, “Bu sonuç bekleyip de yaşayacağımız bir değişiklik değil, aslında gündelik hayatta iklim değişikliğine tanık oluyoruz” diyor.

 

 

Tags: , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑