Makale

Published on Ağustos 9th, 2017 | by Kuzey Ormanları Savunması

0

İstanbul’u bekleyen tehlike

(Pelin Cengiz / Artı Gerçek – 9 Ağustos 2017)

Nüfusu 15 milyonu zorlayan, sanayinin, ekonominin, sosyal ve iş yaşamının kalbi konumundaki bir şehre yağmurda sokağa çıkmayın demek olsa olsa sorumsuzluğun daniskasıdır.

İstanbul peş peşe sellere kapılıp, aşırı hava olaylarının her türlü olumsuz etkisine maruz kalırken, hala yöneticilerin riskleri azaltma yönünde çözümünün olmayışına mı üzülelim, yoksa pişkince karşımıza geçip “Doğaya saygı göstermezsek sonuçları can yakıcı oluyor” demelerine mi, bilemiyorum.

10 gün arayla İstanbul’u sel aldı, bundan sonra da aşırı iklim olaylarına bağlı olarak yanlış kentleşme, büyüme ve ulaşım politikalarıyla artık yönetilemez hale gelen İstanbul’da sel baskınları, yaz günü vuran dolular, kavuran sıcaklar, şiddetli fırtınalar hep olacak.

Temel olarak burada anlaşılamayan çok net birşey var, sürekli meydana gelen felaketler yönetilmeye çalışılıyor. Felaketi değil, kent yöneticileri olarak hızlı karar alma mekanizmalarıyla gerçekleşmesi muhtemel riskleri yöneteceksiniz.

“Aşırı yağış gelecek, kimse evden dışarı çıkmasın” demek, her aşırı hava olayı öncesi bunu tekrar etmek, “Hiçbir şekilde yerel yönetici olarak sorumluluk almayacağım” demenin başka bir yolu çünkü. Aynı zamanda bundan sonra bu aşırı hava olaylarına bağlı olarak yaşanacak sorunlara da çözüm üretmemeyi tercih etmek anlamına geliyor.

Sınırları iki yakada da genişlemiş, trafiği her geçen gün artan, nüfusu 15 milyonu zorlayan, sanayinin, ekonominin, sosyal ve iş yaşamının kalbi konumundaki bir şehre yağmurda sokağa çıkmayın demek olsa olsa sorumsuzluğun daniskasıdır.

Bugün, bu büyüklükte bir kentin hala iklim değişikliği eylem planı olmayışını da ekleyelim. Sadece şu günlerde otel salonlarına kapanan bir ekibin her türlü istişare süreçlerinden, şeffaflıktan ve paydaşlardan uzak ilerleyen bir çabası var gibi görünüyor, o kadar…

Çağdaş sosyolojinin en önemli isimlerinden Anthony Giddens, “İklim Değişikliği Siyaseti” adlı kitabında “siyasi alanda gerçek bir eylem sürecine girmek yerine daha çok laf üretilmektedir” tespitini yaparak şöyle der: “İklim değişikliği, hem sahip olduğu ölçek hem de gelecekle ilgili oluşu sebebiyle, diğer tüm sorunlardan farklı bir sorundur. Birçok kişi bu sorunla başa çıkmak için gerekli olanın savaştaymış gibi seferberlik ilan etmek olduğunu söylüyor. Ancak, bu savaşın tanımlanabilir ve karşı konabilir herhangi bir düşmanı yok. Potansiyel olarak gayet yıkıcı olabilecek ama alabildiğine soyut ve tarifi zor bir dizi tehlikeyle uğraşmak zorundayız. Tehditler hakkında ne kadar laf edersek edelim, onlarla yüzleşmek güçtür, zira bir biçimde bu tehlikeler gerçek değilmiş gibi gelir insana ve diğer yandan tüm zevkleri ve zorluklarıyla yaşanması gereken bir hayat vardır.”

Türkiye’de iklim değişikliği siyasetinin güdüklüğünü tarif et deseler, ancak şu cümlelerle tarif edebilir insan…

Gerek merkezdeki gerek yereldeki yöneticilere de tehlikeler gerçek değilmiş gibi geliyor. Şiddetli bir yağışı felakete dönüştüren bazı yönetimsel hataları olduğunu, geleceğini bildiklerini halde şiddetli hava olaylarına hazırlanmadıklarını tekrar etmekte fayda var.

TMMOB, bunu geçenlerde çok net şekilde izah etti: “Ormanların, toprak örtülü alanların ve su havzalarının yapılaşmaya açılarak yok edilmesi, şehirde yapılan kazı-dolgu çalışmalarının doğal eğim koşullarının değişmesine neden olması, betonlaşma ve diğer sert zemin miktarının artması ile doğal bitki örtüsü tahrip edilerek tarım ve orman alanlarının infiltrasyon imkanının ortadan kaldırılması, dere ıslahı yapılırken dere yataklarının betonlaştırılması, yağmur suyu kanallarının yetersiz olması ve kanal sistemlerinin birleşik sistemle işletilmesi, yağmur suyu ve atık su kanalizasyon bakımlarının düzenli yapılmaması, yağış oranlarının bütünsel ve yüzyıllık değil kısa vadeli hesaplanması gibi hatalar bunlara örnek olarak gösterilebilir.”

Daha önce defalarca yazmıştım, herhangi bir sonuca ulaşmayacağını bildiğim halde tekrara düşmek pahasına yine yazıyorum.

İstanbul’da yaşanan ve yaşanması muhtemel bu aşırı hava olaylarından hiç ders çıkartılmadığının en önemli göstergelerinden bir tanesi de İstanbul’un hemen yanı başında Trakya’ya iki termik santral planlanması.

Kentlerin altyapılarının aşırı hava olaylarına göre tasarlanmadığı, acil durumlarda önlem alma kapasitesinin yeterli olmadığı bir dönemde, iklim değişikliğinin birincil sebebi olan fosil yakıtlara dayalı enerji santrallerinin İstanbul’un yanı başına yapılacak olması aymazlık değil de nedir?

Bilimsel araştırmalar, iklim değişikliğinin Akdeniz bölgesinde yaz aylarında aşırı yağışların şiddeti ve boyutunda artışa neden olacağını gösteriyor. İklim değişikliğinin aşırı yağışları nasıl etkileyeceğini gösteren modellemeler, Akdeniz havzasının iklim değişikliğine karşı özellikle savunmasız olduğunu ortaya koyuyor.

Her ne kadar sevilen Akdeniz iklimi gelecekte İstanbul da dahil daha fazla alanda hakim olacaksa da, şehir ısı adaları ile çakışan sıcak hava dalgaları yazları şehir hayatını dayanılmaz hale getirecek. Bunun provası bu yaz epeyce yapılıyor. Yaşlıların, çocukların ve sağlık problemleri olanların hayatları giderek zorlaşacak, sağlığa yönelik tehditler artacak. Sıcak hava dalgaları orman yangınlarının artmasına neden olacak. İklim değişikliği kaynaklı çoraklaşma ve kuraklıklarla Türkiye’nin gıda güvenliği risk altına girecek. Ülkenin su kaynaklarında azalma meydana gelecek. Ülke ölçeğinde kişi başına su miktarı muhtemelen “su kıtlığı” kategorisindeki ülkeler seviyesine düşecek. Bunlar, “yağmurda sokağa çıkmayın” diyerek halının altına süpürülecek meseleler değil.

Türkiye’de iklim değişikliği ve aşırı hava olayları arasında ilişkiye dair çok az araştırma olsa da, bu çalışmaların sayısı giderek artıyor. 2017 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Ahmet Öztopal, “Aşırı Yağışlar, Türkiye için iklim değişikliği senaryo değerlendirmesi” çalışmasında iklim değişikliğinin Türkiye’deki etkilerini inceledi. Çalışma, yakın gelecekte (2060 yılına kadar) iklim değişikliği yüzünden İstanbul’un da bulunduğu bölgede, aşırı yağışların artacağını gösteriyor.

Benzer şekilde, iklim kaynaklı felaketlerin İstanbul’un da aralarında bulunduğu 19 şehirde önemli ekonomik kayıplara yol açacağını ortaya koyan çalışmalar da var. Mart 2017’de yayınlanan bir çalışmaya göre, İstanbul ve İzmir iklim değişikliği yüzünden en çok mali kayba maruz kalacak Avrupa’daki ilk üç şehir arasında sayılıyor. İstanbul, hiçbir önlem alınmaması halinde 2030’da yıllık ortalama 201 milyon dolar hasar ile yüz yüze kalacak, fosil yakıtlardan vazgeçilmez ise bu 2100 yılında yıllık 10 milyar dolara kadar çıkıyor.

Bu araştırmaları okuyanlar, takip edenler, ders çıkaranlar var mı açıkçası pek sanmıyorum. Ben de yoruldum, belki bu konular hakkında yazmam artık…

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑