Makale

Published on Ağustos 10th, 2017 | by Kuzey Ormanları Savunması

0

Göbeklitepe: Tüm kuramları besleyen gizemli tapınak


(Jean Paul Fritz / Sendika – 5 Ağustos 2017)

“Kafatasların tapınağı”, “Mahşerin kuyrukluyıldızı”… Gezegenin en eski taş eseri birçok kuramın kavşağında geziniyor

Türkiye’nin güneyinde, Suriye sınırına 60 km uzaklıkta, 750 metre rakımda, yapay olarak inşa edilmiş 15 metre yüksekliğinde küçük bir tepe.

Kalıntılar, taş daireler, insan ve hayvan tasvirlerini temsil eden kabartmalarla süslenmiş eserlerden oluşuyor. Toplamda bu dairelerin çapı 300 metreye ulaşıyor. Bir karşılaştırma yapacak olursak, İngiltere’de Stonehenge’in bugüne kalan taş dairelerinin çapı 50 metre.

Keops piramidinden 7500 yıl önce

Bilgisi olmayanlar için bu yontulmuş daire taş bloklar, menhir ya da dolmenlerden çok Miken ya da Aztek sitesine benzemektedir. Bununla birlikte, Göbeklitepe bundan 12.000 yıl önce doğdu. Evet, rakam şaşırtıcı ama daha bilinen tarihsel ve tarih öncesi işaretlerle karşılaştırdığımızda daha da olağanüstü olduğu görülüyor. 12.000 yıl demek Carnac sıralı taşlarından 5500, ilk Sümer sitelerinden 6500, Stonehedge’den 7500 ve Keops piramidinden 7500 yıl önce demek.

Tabii ki bu taş tapınak bir günde inşa edilmedi. En eski bölümler T şeklinde, birkaç ton ağırlığında daire şeklinde dizilmiş sütunlar. Sonraki bin yılda, daha küçük, dikdörtgen şeklinde yapılar görüyoruz. Birkaç yüz yıl sonra ise çökeltilerin birikimi ve tarımsal etkinliklerin izi bir dönemin bittiğini gösteriyor.

Göbeklitepe’nin ilk taşları koyulduğunda, gezegende hayat başkaydı. İnsanların çoğu av (özellikle mamut avı) ve toplayıcılıkla meşguldü. Büyük tarım devrimi henüz Ortadoğu’ya yayılmamıştı, Avrupa’ya ise henüz uğramamıştı.

Buzul devrinin küçük kuyrukluyıldızı

İklim açısından dönüm noktasındayız. Yeni Dryas dönemi ara bir soğuk dönem, insanların tarımsal açıdan yerleşik düzene geçmelerini sağlayan ısınmadan önce bir tür “küçük buzul çağı”. 1300 yıllık bu soğuma şiddetli oldu ve biliminsanları bunu açıklamak için birkaç varsayımda bulundular. Kimilerine göre önemli bir buzul kitlesinin erimesi, kuzey yarımküreyi ısıtan ve dolayısıyla soğumasına neden olan okyanus akımlarını değiştirdi. Kimileri El Nino akımının durduğunu ileri sürdü ya da atmosferik dolaşımın değişmesinden söz ettiler. Ama başka bir varsayım vardı ki heyecanıyla dikkati çekti: Soğuma bir kuyrukluyıldızın çarpışmasından kaynaklanıyordu.

Kanıtlanmadı ama çok tartışmalı olmasına rağmen Göbeklitepe’de izine rastlandı. İskoçya’da Edimburg Üniversitesi’nde görevli Martin Swetman ve Dimitrios Tsikritsis, “Mediterranean Archeology and Archaemoetry” dergisinde bahar aylarında yayınladıkları bir incelemede bu olası kozmik karşılaşmanın ışığında antik taşların üzerindeki yazıtların şifresini çözmeye karar verdiler.

Onlara göre uzayda dev bir kuyrukluyıldız parçalanması söz konusudur. Sonra bu kuyruklu yıldızın parçaları Dünya ‘ya çarpar ve meşhur soğuma dönemine neden olur. Bunun kanıtı olarak Grönland’ın bir buzul parçasının örneği dile getirilir, bir de antik tapınaktaki “Akbaba-taş” üzerindeki resimler. İskoçyalı iki biliminsanı taş üzerindeki hayvanları gökbilimsel simgeler olarak yorumlar ve dönemin yıldızlarının yerini saptamak için bir yazılım kullanır.

Bu biliminsanlarına göre 12.950 yıl önce gökte bir olay meydana gelmiştir ve Göbeklitepe’de yaşayanlar bu günü “son buzul çağından beri tarihin en kötü olayı” olarak anılarında saklamak istemişlerdir. Bu yorumdan çıkardıkları sonuç ise Göbeklitepe’nin ilk işlevlerinden biridir: İlk Rasathane!

Ama bu gözüpek kuram orada çalışan uzmanlarda pek heyecan yaratmadı. Arkeologlar iki İskoçyalının kanıtlarını alaşağı etmek için aynı dergide bir yanıt yayımladılar. Orada bulunan ünlü sütunun bir çatı yapısının parçası olduğunu söylediler ve bir rasathane için bunun tuhaf olduğunu belirttiler.

İlgili kronoloji de pek tutarlı değil. 12.950 yıl! İlgili en eski yapıların tarihlenmesinden hemen hemen bin yıl önce. Sonuç olarak, Göbeklitepe’de oturanların kültürel referanslarına başvurmadan hayvanlarda ilahi şekiller tanımlamak biraz “inanılmaz ölçüde keyfi” görünmektedir, felaket senaryosu da aynı biçimde.

Ritüel kafatasları ve atalara tapınma

Göbeklitepe’nin gizeminin yarattığı göz kamaşmasının tek ünü kuyrukluyıldız savı değildir. İnsan eliyle yapılmış işaretlerin neolitik dönemin kafatasları parçalarında bulunması daha ciddi bir sava yol açtı: Sit alanında “kafatası tapınması”nın varlığı.

Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Julia Gresky, Juliane Haelm ve Lee Clare, “Sciences Advances” dergisinde yayımladıkları bir incelemede sitte bulunan kafataslarını incelediler. Kafataslarında yarıklar, toprakboyası izleri ve kafatasının bir iple asıldığını düşündüren bir delik bulurlar. Bunun anlamı da insanlar tarafından bilerek taşlarla kafataslarında yapılan değişikliklerdir.

Yazarlara göre burada ölümlerinden sonra atalarına saygı göstermek için ya da bir ganimet olarak kullanılan düşman kafataslarını belirlemek için dekore edilimiş kafatasları söz konusudur. “Kafatasları tapınması” tarihte (ve tarih öncesinde) bilinmeyen bir olay değildir ve hatta dünyanın bu bölgesinde göreceli olarak günlük bir olaydır. Göbeklitepe’dekiler ise ilginç bir çeşittir.

Eğer gerçekten bir tapınak söz konusu ise taş abidenin defin yeri olmadığını gösterir. O halde, bir ihtimalle ritüellerde kullanılan kemikler kafataslarına aittir. Ama bu keşif, siti kullananların geleneklerini ve bizim yaşamı anlamamızda önemli bir adımdır.

Göçebeler için tinsel bir merkez mi?

Uzmanlar için bile Göbeklitepe sitinin ne olduğunu ve burayı inşa edenlerin kimler olduğunu söylemek zordur. Burada yaşayanlar bir yazı sistemi kullanmıyorlardı ve yaşamları ve günlük alışkanlıkları konusunda geriye bir öykü bırakmadılar. Dolayısıyla ev yok, bu anıtı yapan insanların günlük yaşamlarında kullandıkları araçlar da yok.

“20 yıllık kazı ve araştırma sonrası, Göbeklitepe’yi bölgedeki avcı birçok grubun karşılaşma noktası olarak algılamaya başlıyoruz” diyor Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden ve yörenin uzmanlarından Jens Notroff. Henüz insanların yerleşik düzene geçtiği büyük tarım devriminde değiliz. Bunlar göçebeler, av ve toplayıcılıkla yaşıyorlar.

Arkeologlar “tapınak” sözcüğünü kullanmak istemiyorlar. Çünkü hiç bilmediğmiz bir tanrıya tapınmayı ya da panteonu içerebileceğini düşünüyorlar ve belki de o dönemde var olup olmadığını bile bilmediğimiz bir din türünü. Buna karşın, bir ritüel mekanından söz etmekte çekinmiyorlar. Jens Notroff’un belirttiği gibi “kesinlikle ayrılmış iki alan gibi kutsal ile dindışı arasındaki ayrım ve daha çok modern ve batılı bir görüş”.

İnsanların burada şölen düzenlediklerini ve önemli miktarda alkol tükettiklerini biliyoruz: Çok fazla av artığı ve içlerinde içecek kalıntıları bulunan büyük kaplar bulundu.

Göçmenlerin bir araya gelmek için böyle bir yeri inşa etmeleri, toplumsal organizasyon düzeyleri konusunda çok şey söylüyor. Arkeologlar işbölümünden, işbirliğinden ve böyle devasa bir yapıyı yapabilmek için gerekli eşgüdümden söz ediyorlar.

“Etnografik incelemeler, topluluk projelerinin ve şölenlerin grubun bağlılığı için önemli etmenler olduğunu göstermektedir. Özellikle, avcı-toplayıcı küçük gruplar bilgi, mal değişimi ve evlilik için, eş bulmak için düzenli karşılaşmalara bağlıdırlar” diyor arkeolog. Anıtsal mimari ve taşlardaki resimler, bu yerin topluluğun belleğine de adanmış olduğunun göstergeleridir.

Değişik av alanlarında dolaşan kabilelerin karşılaşma noktası, şölen yeri, “12.000 yıllık tapınak” olan Göbeklitepe insan uygarlıklarının şafağında eşsiz bir tanıklıktır.

23 Temmuz 2017

[nouvelobs.com’daki Fransızca orijinalinden İsmail Kılınç tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑