Haber

Published on Kasım 6th, 2017 | by Kuzey Ormanları Savunması

0

Topbaş ve Gökçek’in mirası: Yıkım, rant, yeşil karşıtlığı

(Ezgi Karataş – Ahval News / 6 Kasım 2017)

AKP içindeki tasfiye sürecinin ardından Topbaş ve Gökçek, makamlarına veda etti ancak geride ranta teslim edilmiş, yeşilin yok edildiği, sosyal ve kültürel canlılığın yitirildiği soluk ve de yorgun kentler bırakarak.

Melih Gökçek neredeyse çeyrek yüzyıl boyunca Başkent’i, Kadir Topbaş ise 15 milyonluk mega kent İstanbul’u 13 yıl “Büyükşehir Belediye Başkanlığı” makamından yönetti. Koltukta oturdukları süre boyunca faaliyetleri sıklıkla eleştiri konusu olan başkanlar AKP içinde başlayan değişim rüzgârıyla savrulurken, arkalarında kimliklerini yitirmiş, tanınmaz iki kent bıraktı. Ahvalnews için ülkenin iki büyük kentinde yaşananların izini sürdük.

İstanbul’un en uzun süre görevde kalan Belediye Başkanı Kadir Topbaş, üç dönem arka arkaya seçildi ve 13 yıl boyunca İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptı. 22 Eylül’de ise Erdoğan’ın talebi üzerine sessiz sedasız istifa etti. İstifasının ardından kendisini İslam’a ve insanlığa adadığını söyleyen Topbaş, geride hasta ve yorgun bir İstanbul bıraktı.

Topbaş döneminde İstanbul’un tarihi ve kültürel kimliğine zarar veren pek çok proje hayata geçirildi. Kent, günden güne betonlaşırken kamusal ve yeşil alanlar ranta teslim edildi. Deprem sonrası toplanma alanları imara açılırken, kent savunucularının ve uzmanların bütün itirazına rağmen 3. köprü projesiyle kentin Kuzey ormanları, 3. havalimanı projesiyle de tarım alanları tahrip edildi. Emekçilerin ağırlıklı olarak yaşadığı mahalleler “soylulaştırma” projeleriyle dönüşürken İstanbul artık kocaman bir şantiye kenti oldu. Bugün kentin kartpostallara konu olan siluetini gökdelenler yarıyor, kozmopolit yüzü Beyoğlu ise terk ediliyor.

Kuzey Ormanları Savunması’ndan Efe Baysal, Kadir Topbaş’ın 13 yıllık başkanlığını İstanbul’un çöküş dönemi olarak da okunabileceğini söylerken, bu sürecin 80’den sonra Bedrettin Dalan’la başlayan ve 90’larda Recep Tayyip Erdoğan’la ilerleyen yıkım sürecinin devamı olduğunu aktarıyor. Kentin en fazla hasar aldığı dönemin Topbaş zamanı olduğunu söyleyen Baysal, “İstanbul tepeden inme projelerle, Ankara’dan alınan kararla yönetildi” diye konuşuyor. “AKP döneminde zirveye oturan inşaat ve rant odaklı ekonominin ana motor gücü İstanbul oldu” diyen Baysal,  bu güçle birlikte kenti oluşturan tarihi ve kültürel birikiminin yok olmaya başladığına işaret ediyor.

İstanbul Kent Savunması’ndan Prof. Dr. Zerrin Bayrakdar da “Topbaş döneminde İstanbul, tarihi ve kültürel değerleri göz ardı edilerek görgüsüz para babalarına beğendirmek için allanıp pullanan bir mala dönüştürüldü” yorumunu yapıyor.

Bayrakdar’a göre, İstanbul’u Dubai’ye benzetme niyetinde olan yöneticiler, gökdelen furyasına kapıldı. Deprem bölgesinde yer alan İstanbul’daki kent yenileme çalışmaları da ranta çevrildi ve dönüşüm büyük bir inşaat furyasına yol açtı.

“Kentlinin deprem sırasında sığınması için ayrılan alanların neredeyse yüzde 90’ına alışveriş merkezleri ve gökdelen tipi konutlar yapıldı.”

AKP hükümetleri döneminde İstanbul’un dört yanı gökdelenlerle dolarken, inşaatlar için ayrıcalıklı imar izinlerini veren yine Topbaş oldu. Maslak, Şişli, Mecidiyeköy, Zeytinburnu gökdelen cenneti haline gelirken, Ataşehir, Fikirtepe, Ümraniye bölgeleri de bu dikey yapılaşmadan nasibini aldı.

Gökdelen furyası ‘Gökkafes’ olarak adlandırılan Süzer Plaza ile başlasa da arka arkaya yapılan 16/9, Yedi Mavi, Sapphire, Four Winds Residence gibi örneklerle şiirlere konu olan 8 bin yıllık İstanbul silueti bozuldu.

2004 yılında Başkanlık koltuğuna oturan Topbaş, partisinin hedefleriyle uyumlu bir yöneticiliğiyle takdir topladı. AKP iktidarında inşaat sektörü hızla yükselirken, Topbaş kendisinden önce başlayan projelerin sürdürücüsü oldu ve mega rant projelerini doruğa çıkardı. Kentsel dönüşüm adı altında mahalleler dönüştürülürken, Sulukule, Tarlabaşı, Ayazma, Fikirtepe başta olmak üzere pek çok mahalle sermayeye teslim edildi.

Bu mahallelerde yaşayan emekçiler, zorla yerlerinden edilirken kentin de dokusu bozuldu. İstanbul’un emekçi kesimi, rant için yaşadığı bölgelerden uzaklaştırıldı ve bu bölgeler yüksek gelirli kişilerin yaşam alanı olarak yeniden dizayn edildi.

Bu bir başka tehlikeyi de beraberinde getirdi: ekonomi tümüyle inşaat sektörüne bağlandı ve bu rantın merkezi de İstanbul yapıldı.

Eskinin Pera’sı bugünün Beyoğlusu, Topbaş döneminde en çok zarar gören bölgelerden biri oldu.  Beyoğlu’ndaki dönüşümünün İstanbul’un üzerine geçirilen ‘Milli Görüş Gömleği’yle hızlandığını aktaran KOS aktivisti Baysal, dönüşümün Dalan dönemindeki Tarlabaşı yıkımlarıyla başladığının altını çiziyor. Beyoğlu’nun iktidarın yeni rejim inşaasının en gözle görülür alanlarından biri olduğunu aktaran Baysal, “Taksim Meydanı’na cami projesiyle ya da AKM’nin yıkılma talebiyle eski rejimin hıncının alınmaya çalışıldığını görüyoruz” diyor.

İstanbul Kent Savunması’ndan Prof. Dr. Bayrakdar da Taksim’deki dönüşümün Cumhuriyet değerlerine saldırı olarak okunabileceğini söylerken, “AKP, AKM’yi bunca yıldır çalıştırmayarak sanata olan düşmanlığını da net olarak göstermiştir” yorumunu yapıyor.

Topbaş döneminde ‘Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi’ aracılığıyla meydan bir beton yığınına dönüştürülürken, İstiklal Caddesi’nin Topbaş iktidarında yapboz haline gelmesi bu yönetimin İstanbul’u yönetememesinin bir göstergesi addediliyor.

İstanbul’un dışarıya bakan yüzü Beyoğlu, zaman içinde kültürel kimliğini kaybederken Batılı turistler de bölgeden çekildi. Bugün İstikal’in hemen her dükkânında tek tip Arapça müzikler çalarken, kente rengini veren bin bir çeşit ses ise duyulmuyor. Kentin tarihi ve kültürel mirası sinemalar, pasajlar, mekânlar ardı ardına kapanırken, AKP’li İlçe Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan eliyle desteklenen müdahalelerle sosyal ve kültürel doku da zarar gördü.

UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü ) ve ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) tarafından kültürel miras ve evrensel değer kabul edilen İstanbul, uzun yıllar boyunca süren saldırılarda tarihini de yitirdi. Haliç Metro Köprüsü’nün ve Marmaray’ın inşaatı sırasında SİT alanlarına zarar verilirken, Yenikapı’da yapılan dolgu miting alanı sonucunda Tarihi Yarımada’da tahribat oldu. Tarihi Haydarpaşa Garı’nın artık gar olarak kullanılmayacağının ilanından sonra ise Haydarpaşa’da 2010 yılında yangın çıktı ve bina kaderine çürümeye bırakıldı.

Topbaş, döneminde yeşil alanlar da yağmalandı. 2009 yılında ‘İstanbul’un Anayasası’ diye deklare edilen ve İstanbul’un kuzeye genişlemesinin uygun olmadığını söyleyen ve kuzey ormanları ekosistemini koruyan İstanbul Nazım Planı’nda imzası olmasın karşın Topbaş,  planda alınan kararlara uymadı.

“İstanbul’a ihanet eden kişilerin başında Topbaş geliyor” diye konuşan KOS aktivisti Baysal, Kuzey Marmara Otoyolu’yla, 3. Köprü ve Havalimanı’yla kentin akciğerleri kuzey ormanlarının sermaye ve betona teslim edildiğini, yüzlerce canlının ise evinden koparıldığını aktarıyor.

2004 yılındaki yerel seçimlerde Erdoğan,  Gökçek’le birlikte Topbaş’ın da elini kaldırdı. Peki, ‘Mili Görüş Geleneği’nden gelen Gökçek’li yıllarda Ankara’da neler yaşandı?

Ankara Büyükşehir Belediye Eski Başkanı Melih Gökçek, 23 sene önce oturduğu koltuğu uzun bir bekleyiş sonrasında “davasına zarar vermemek” adına terk etti.  Beş dönem ardı ardına başkanlık koltuğuna oturmakla övünen Gökçek’in ismi görevde kaldığı süre boyunca seçimler başta olmak üzere hep hukuksuzlukla, rantla ve yolsuzlukla anıldı.

Gökçek’in işbaşına geldiği 1994 yılından AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılına kadar, hakkında 169 inceleme ve soruşturma dosyası açıldı. 1995 senesinde dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan’la katıldıkları bir TV programında “Beni Belediye Başkanlığı’na halkım getirdi, halkım indirir” diyen Gökçek, 22 yıl sonra Erdoğan’ın talimatıyla giderken arkasında koca bir enkaz bıraktı. Bugün Ankara; kamu arazileri “parsel parsel” sermayeye hibe edilmiş, tarihi dokusunu yitirmiş, trafik bahanesiyle ormanlık alanları katledilmiş, hafızasız ve kimliksiz bir beton kent.

Yıllar önce ‘muasır medeniyet’ seviyesine ulaşmak için bozkır ortasında ilmek ilmek yaratılan kent Gökçek döneminde üst üste aldığı saldırılarla birlikte yıkıma sürüklendi. Yeşil alanlar tahrip edildiği gibi, İstanbul’a yazarlar, şairler, sanatçılar devşiren kentten koca bir hiç kaldı.

Ankara Şehir Plancıları Odası Başkanı Emre Sevim, Gökçek’in Ankara’nın Cumhuriyetin devrimci başkenti olarak kurulduğunu göz ardı ettiğini belirtiyor ve “Gökçek Ankara’nın kimliğini yok etmeye çalıştı” diye konuşuyor. Gökçek’in Atatürk Orman Çiftliği’nin (AOÇ) talan ettiğini, kentin mimari belleğini yıkımlarla yok ettiğini vurgulayan Sevim, “Gökçek, göreve geldiği günden itibaren Ankara’yı herhangi bir kente çevirmek için çalıştı. Gökçek, Ankara’nın mirasını yedi ve hiçbir katkısı olmadı” diye konuşuyor.

1994 yerel seçimlerine Refah Partisi’nin adayı olarak seçim yarışından galip çıkan Gökçek, görevi boyunca başkentin tarihini yok etmeye yönelik sistemli bir çabaya girişti. İlk olarak kentin ‘Hitit Güneş Kursu’ olan amblemini ‘cami-Atakule-üç yıldız’ şeklinde değiştiren Gökçek, Ankara Bölge Mahkemeleri’nin verdiği iptal kararlarına da direndi.

Danıştay tarafından verilen karara itiraz etti ve “Ankara’nın amblemi hiçbir zaman Hitit olmadı, bundan sonra da olmayacak” sözleriyle meseleyi ideolojik bir kavga zeminine çekti. 2011 yılında kentin amblemini ‘Gülen Ankara Kedisi’yle değiştirmek isteyen Gökçek, kendi seçtiklerine de karar veremedi. Şu anda amblem “cami-Atakule-beş yıldız” şeklinde kullanılıyor. Ankara ŞPO Başkanı Sevim, Gökçek’in bu logo ile yıllar öncesinden siyasal İslamın mekana bakışının resminin çizildiğini savunuyor.

Erken cumhuriyete ait yapılara ev sahipliği yapan kentin mimari belleği ise yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen Gökçek döneminde yok edildi. Ankara’nın sembol yapılarından İller Bankası, Etibank Binası, Maltepe Havagazı Fabrikası bu süreçte yıkılırken, Cumhuriyetin ilk toplu konut yerleşkesi olan tarihi Saraçoğlu Mahallesi için hukuki süreç devam ediyor. Bakanlıklar bölgesinde yer alan mahalle 2014’te zorla boşaltılmıştı.

Gökçek döneminde en çok zarar gören tarihi alan ise AOÇ oldu. 1925 yılında 20 bin dekarlık çorak ve bataklık bir arazinin ıslahı sonrasında kent çiftliği olarak kurulan AOÇ, zaman içinde 52 bin dekarlık bir alana genişlerken, Gökçekli yıllarda rant odağı oldu.

Çiftliğin kontrolünü 2006’da alan Ankara Büyükşehir Belediyesi araziyi hızla yapılaşmaya ve ranta açtı. Arazi önemli bir kısmını Ankara Bulvarı’nın yol yapımı sırasında yitirdi. Yürütmeyi durdurma kararına rağmen 2012’de çiftlik arazisinde inşasına başlanan Ak Saray için ise ormanlık arazide binlerce ağaç kesildi. Yıllar içinde parça parça yağmalanan arazi, toplamda üçte ikilik alanını kaybetti.

Göreve geldiğinde kişi başına düşen yeşil alanın 2,5 metrekare olduğunu ve başkanlığı süresinde bunun 20 metrekareye çıkarıldığını söyleyen Gökçek, bozkırın ortasında yeşertilen ODTÜ Ormanı’na zarar verecek projelerden geri durmadı. Gece yarısı baskınlarıyla meşhur Gökçek, 1. derece SİT alanı statüsünde bulunan ormanın 13 hektarlık bölümünü 2013’te yağmaladı. Geçtiğimiz Eylül ayında ise ormana yine girdi ve bu kez 4,5 kmlik bir alanda uzanan binlerce ağacı bir gecede kesti.

Gökçek’in yeşil alanlar için verdiği rakamların yalan olduğunu söyleyen Sevim, yeşil alan hesaplamasına refüjlerdeki ve kavşaklardaki çiçek ekiminin de katıldığını belirtiyor. Sevim,“Ankara’nın hava görüntülerine bakıldığında sonuçlar görülecektir.” diyor.

Gökçekli yıllarda vakti zamanında ülkeyi entelektüel ve sanatsal anlamda besleyen kent, adeta çölleşti. Tiyatro sanatçılarının “Ankara seyircisi herkesten farklı” dediği kentte, devlet tiyatrolarına ait sahneler kapandı. Sakarya’da bulunan Yeni Sahne yıkılırken, Resim ve Heykel Müzesi’nin içinde yer alan Operet Sahnesi ise 2014’te sanatsal faaliyetlere kapatıldı.  Sahne bugün törenler haricinde kullanılamıyor.

Kentte, 90’lara kadar gelebilen sinemalar ise kent merkezinin değersizleştirilmesiyle ardı ardına kapandı. Bugün kent merkezi çevreleyen ve her gün yüzlerce sinemaseveri ağırlayan Derya, Mithatpaşa, Metropol, Megapol, Ankapol, Batı sinemalarının yerinde yeller esiyor. Sinemaseverler AVM’lere kıstırılırken, Ankara ise kişi başına düşen AVM metrekaresinde Türkiye birincisi.

Gökçek öncesinde Ankara’daki entelektüel ve emekçi kesimin sanat faaliyetlerinde birleşme imkânı olduğunu ancak Gökçek’in emekçileri giderek kent merkezinin dışına ittiğini aktaran Sevim, “Önceden öğrenci, entelektüel, emekçi hepsi bir aradaydı. Gökçek bunu yok etti.” diye konuşuyor.

Görevi boyunca kentin simgesi heykellere de gözünü diken Gökçek,  bunları bir bir kaldırdı ve depolarda çürümeye bıraktı. Başkanlık koltuğuna oturur oturmaz ilk iş Mehmet Aksoy’un “Periler Ülkesinde” adlı heykelini bulunduğu parktan kaldıran Gökçek, heykelin seksi çağrıştırdığını savundu.  Eleştirileri ise “Ahlaksızlığın adını sanat koymuşlar. Ben böyle sanatın içine tükürürüm” diyerek cevaplayan Gökçek, 1924’te İtalya Hükümeti tarafından Ankara’ya hediye edilen “Su Perileri” adlı heykeli de 1992’de Ankaray inşaatı sırasında kaldırdı.  Uzun zaman belediyenin bir deposunda tutulan heykel, dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın çabasıyla restore edildi ve 2010’da CerModern’e yerleştirildi.  Metro inşaatı sırasında kaldırılan heykelin yerine konulan Kütahya porseleni çaydanlık ise Gökçek’in estetik anlayışının ilk örneği olarak hafızalarda yer aldı.

Ankaralıları zevk anlayışla şaşkına uğratan Gökçek, Kızılay Meydanı’nın tam ortasına  ‘elektronik lale’, Ankara’nın kalbi denilen Meclis kavşağına ‘dört yana bakan kol saati’ yerleştirdi. Kenti saat kuleleriyle dolduran başkan, susuz kenti yapay şelalelerle donatmayı da ihmal etmedi. Kentin en işlek alanı Güvenpark’a devasa bir şişme goril koyan Gökçek, Ankara Çocuk Olimpiyatları’nın için de Misket adı verdiği kedi maskotları tasarlattı. Hatta bu maskotların kılığına girmiş oyuncularla TV’de Ankara havası oynadı.

23 senede çılgın projeleriyle gündemden düşmeyen Gökçek’in yaptığı harcamalar milyarları buldu. Kentin girişlerine yerleştirilen devasa kapılar için 31 milyon lira harcarken, “Orası benim siyasi tercihim, kişisel zevkim” diye savunduğu Ankapark için de 900 milyon liranın üzerinde harcama yaptı.

AOÇ arazisine yapılan ve yılan hikâyesine dönen Ankapark için alınan dinozor maketlerine 8,5 milyon liradan fazla para ödenirken, Gökçek zaman zaman parka alınan heykelleri kentin çeşitli noktalarına koyarak tanıttı. Çiftlik kavşağına konulan ‘Transformers robotu’nu Ankaralılar ‘1 Nisan Şakası’ sanırken Gökçek, Mimarlar Odası’nın yaptığı suç duyurusuna da Twitter üzerinden yanıt verdi. Aktif twitter kullanıcısı olan Gökçek, robot yerine dikeceği dinozor heykeline isim bulmak için takipçilerinden yardım istedi.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 2005 yılında temellerini attığı ve kongre merkezi projesi olarak tasarladığı Demir Kafes ise 71 milyon liraya mal olurken, inşaatı yarım bırakılan yapı 8 yıl sonra söküldü.

Yine Eskişehir Yolu üzerinde Bahçelievler kavşağının tam ortasına inşa edilen Gökkuşağı Kamu Pazarı’nın tanıtımı için 3 milyon 610 bin lira harcandığı iddia edilirken, pazar alanı 6 ay gibi bir süre içinde terk edildi.

Tüm bu tahrip mirasının karşısında istifa etmek sorumluluktan kurtulmak anlamına gelmiyor.

Kent savunucuları ve uzmanlar yeni gelen yönetimlerin bu yıkıcı anlayıştan vazgeçmediği sürece kentlerdeki yaşamın daha da zorlaşacağını, yapılanların hesabını vermeden istifa etmenin çözüm olmadığını vurguluyor.

İstanbul Kent Savunması, Topbaş’ın ardından yaptığı açıklamada “İstifa etmek bir hesap verme yöntemi değildir” derken, “İstanbul’a, bu kadim kente yaptığın tüm kötülüklerden dolayı, şu anda vicdanlarda yargılandığın gibi, gün gelecek, mahkemelerde de yargılanacaksın. İmza attığın her kararın hesabını tek tek vereceksin! Öyle üç-beş yuvarlak cümleyle, ‘hakkımı helal ediyorum’  demeyle bu işten ellerini temizleyerek çıkamazsın” uyarısında bulunuyor.

Ankara Mimarlar Odası da geçtiğimiz hafta Melih Gökçek’e “Hesap vermeden gitmek yok” diyerek, Gökçek için ‘görevi kötüye kullandığı’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

Tags: , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑