Haber

Published on Şubat 12th, 2018 | by Kuzey Ormanları Savunması

0

Uzmanlar Kanal İstanbul için konuştu: Proje İstanbul’un sonu olacak

(Eylem Nazlıer / Evrensel – 12 Şubat 2018)

Uzmanlar, Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Çılgın proje’ olarak duyurduğu Kanal İstanbul için ‘İstanbul’un sonu olabilir’ uyarısında bulunuyor.

Kanal İstanbul, 2011 yılında, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın ‘Çılgın Proje’ olarak tanıtmasından bu yana kamuoyunun gündeminde. Konuyla ilgili gazetemize konuşan uzmanlar Kanal İstanbul projesinin İstanbul sonu olacağına dikkat çekti. Geçtiğimiz ay İstanbul’un doğal yaşam alanlarını, su varlıklarını ve ormanlarını kıskaca alan Kanal İstanbul’un güzergahı açıklandı. Kanal İstanbul projesinin nihai güzergahının Küçükçekmece-Sazlıdere-Durusu koridoru olarak belirlendiğini ve bu yıl içerisinde yapım ihalesinin açılacağını duyuruldu.

‘İSTANBUL’U YOK OLUŞA SÜRÜKLEYECEK’

Siyaset Bilimci ve kent hakkı/konut hakkı savunucusu Cihan Baysal, Kanal İstanbul’un gerekçelendirildiği gibi bir ulaşım, lojistik yatırım projesi olmadığına, İstanbul’un son kalan bakir arazilerini küresel sermayenin talanına açacak bir mega emlak, inşaat projesi olduğuna dikkat çekti. Küçükçekmece-Sazlıdere-Durusu güzergahı üzerinde yer alacak 45 kilometrelik projenin, Marmara Denizi’nden Karadeniz’e devasa bir bölgeyi kapsadığını aktaran Baysal, “Kanal İstanbul projesi, bölgede yaşayan ne varsa hepsine ölümcül darbeyi indirecek bir mega eko kırım projesidir. Bölgedeki verimli tarım arazilerini, sulak alanlar ile su havzalarını ve arkeolojik sit alanlarını da yok edecektir. Proje, ekolojik ve çevresel etkileriyle ilgili, başta TEMA ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yayınlanan raporları, Karadeniz, Marmara Denizi ve Boğaziçi üzerindeki etkilerine yönelik uzmanların ciddi uyarılarını, beklenen İstanbul depremini tetikleme olasılıklarını yok sayıyor. Ayrıca afet zamanında milyonlarca kişinin kanal nedeniyle adaya dönüşen bölgeden nasıl tahliye edilecekleri ya da yardımların nasıl ulaşacağı ile toz, moloz ve çevre kirliği gibi sorunlar ortaya çıkacak. Bunların yanı sıra projenin yapım aşamasında aklımıza gelmeyen kimbilir daha ne sorunlar ortaya çıkacak” dedi.

‘NE ULAŞIM NE DE LOJİSTİK PROJEDİR’

Baysal, “Ülkenin geleceğini ve ekonomisini üretim yerine inşaat ve emlak sektörlerine bağlamış iktidar, İstanbul’u yok ede ede ülke ekonomisinin çarklarını kentsel kırım ve talan üzerinden döndürüyor. Öte yandan Kanal İstanbul, 3. köprü ve 3. havalimanı projelerinden ayrı düşünülemez. Bu üç mega proje, ne ulaşım ne de lojistik projeleridir. İstanbul’un bugüne dek el değmemiş bakir bölgelerini inşaat ve emlak projelerine ve arazi spekülasyonuna açmak üzere tasarlanmış birbirlerini besleyen bir projeler paketidir. Harita üzerinden projelerin lokasyonları incelendiğinde, bu etkileşim gözler önüne serilmektedir. Nitekim Kanal’ın güzergahı, 2011-2013 arasında üç kere değiştirilmiş ve her seferinde doğuya kaydırılarak 3. havalimanı bölgesinin hemen yanına ve 3. köprü ve Kuzey Marmara Otoyoluna doğru çekilmiştir” değerlendirmesinde bulundu.

‘BÖLGE HAKLARINI ZORLA TAHLİYELER, YERİNDEN EDİLMELER BEKLİYOR’

“Buradaki önemli nokta, rezerv alan ilanıyla bu alanın Çevre Şehircilik Bakanlığı yetki alanına girmiş olmasıdır” diyen Baysal sözlerini şöyle sürdürdü:

“Merkezi yönetim, ilgili tüm yerel yönetimleri böylece baypas ederek projelerini en tepeden yürütecektir. Bir diğer önemli nokta, bölgede arazi spekülasyonunu önleme gerekçesiyle, kamuoyundan güzergah saklanıyormuş gibi yapılırken, aslında 2012’deki rezerv alan ilanından bu yana Kanal’ın güzergahının fazla değişmediğidir. Bölgenin sadece ekolojisi, coğrafyası değişmeyecek demografik yapısı da tamamen dönüşecektir. Kanal güzergahındaki nüfusları zorla tahliyeler, yerinden edilmeler, acele kamulaştırmalar beklemektedir ve etkilenecek nüfusların sayısı da devasadır.

Kanal ve çevresine dair görselleri incelediğimizde ve AKP’nin ihya camilerini, Taksim, Kadıköy gibi önemli kentsel kamusal alanları ya da Çamlıca Cami gibi kenti hakimiyetine alan yeni camileri, Osmanlı-Selçuklu mimarisi adı altında olmayan bir mimariye takıntısını ve giderek muhafazakarlaştırılan/İslamileştirilen kentsel mekanları göz önüne aldığımızda, Kanal vesilesiyle muhafazakar kentleşmenin şahikasına erişileceğini söylemeye gerek bile yok!

Sadece İstanbul’un ekolojisine, çevresine, yerleşik nüfuslarına değil kenti kent yapan çoğulculuğa ve çok kültürlülüğe de çakılacak bir darbeden bahsediyoruz.”

‘PROJENİN FİNANSMANI İÇİN VARLIK FONU’NUN DEVREYE SOKULACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ’

Baysal son olarak şunları söyledi:

“Böyle bir yıkım projesine uluslararası finans kuruluşlarından destek geleceğini sanmıyoruz. Sebep, yıkımlardan ziyade, hiçbir bilimsel araştırma yapılmadan tepeden inme girişilen bu mega bütçeli projenin belirsiz riskleridir elbette. 3. Havalimanı için de uluslararası fon bulunamadığına dikkat çekelim. Öyleyse proje nasıl finanse edilecek? Varlık Fonu’nun devreye sokulacağını düşünüyoruz. Ülkenin tüm ekonomik varlığı böylece tımarhanelik bir projeye koşularak projenin her alandaki tahribatı ekonomik alanda da tamamlanmış olacak! Yunanistan’ın iflasının çılgın olimpiyat projeleri olduğuna dikkat çekerek, Kanal’ın ekonomik yıkımının kaç Yunanistan’a bedel olabileceğini de Saray’ın ekonomistlerine bırakalım.”

‘PROJE GÜZERGAHI ÜZERİNDE BULUNAN SAZLIDERE BARAJI YOK OLACAK’

Kanal İstanbul Küçükçekmece Gölü, Sazlıdere ve Durusu (Terkos) hattı üzerinden geçecek şekilde projelendirildiğini söyleyen Politeknik’ten Çevre Mühendisi Sezen Özkan, “Yaklaşık 45 km uzunluğundaki proje, güzergahında bulunan, göl, dere, doğal yeraltı su ve kanallarını geri dönüşü olmayacak bir şekilde tahrip edecek. Proje alanı ve çevresindeki yeraltı su havzalarını besleyen su varlıkları ise Karadeniz ve Marmara denizinin tuzlu sularının alanı basması nedeniyle yavaş yavaş yok olacak. Susuzluk hızla yaklaşan bir tehlike haline gelecek” diye konuştu. Özkan, “Sazlıdere Barajı yıllık 55 milyon metreküp kapasitesiyle İstanbul Avrupa Yakası için önemli bir tatlı su varlığı. Sazlıdere Havzası’nda tarım arazileri, meralar, yerleşim ve sanayi alanları, ormanlık alanlar ve baraj alanı bulunuyor” dedi.

‘DURUSU (TERKOS) TEHDİT ALTINDA’

Kanal İstanbul projesi Terkos Gölü etki alanında da yer aldığının altını çizen Özkan, “İstanbul’un yüzde 20’lik su ihtiyacını karşılayan ikinci büyük havzası olan Terkos Gölü, şehrin kullanım suyunun önemli bir bölümünü karşılıyor. Terkos Gölü’nden gelen sular Terkos-Kağıthane iletim hattı sayesinde İstanbul’un ilçelerine dağıtılıyor. Terkos’a sınır olarak yapılacak bir kanalın Terkos havzasını etkilemesi olasılığı oldukça yüksek” değerlendirmesinde bulundu.

‘TABİAT ALANLARI İNŞAAT SERMAYESİNİN YAĞMASINA AÇILDI’

Kuzey Ormanları Savunması’ndan Şehir Plancısı Nuray Çolak da “Kanal İstanbul olarak isimlendirilen mega katil projenin İstanbul’un acil sorunlarıyla bir ilgisi bulunmamaktadır. Boğazdaki gemi geçişinin yarattığı riske karşı bir alternatif gibi sunulmasına karşın proje 3. Köprü, Kuzey Marmara otoyolu ve 3. Havalimanı ile aynı amaca hizmet etmektedir” diye konuştu.

‘İSTANBUL CADDELERİNDE HAFRİYAT TERÖRÜ ESTİRİLECEK’

İktidar tarafından özellikle son 10-15 yılda dev bir şantiyeye dönen İstanbul’da çıkan hafriyatın depolanması ve taşınması büyük bir sorun olduğuna dikkat çeken Çolak, “Raporda verilen 1,5 milyar metreküp hafriyatın ağırlığının 1,5 milyar ton olacağını varsaysak dahi İstanbul’un 25 yıllık hafriyat miktarına eşit büyüklükteki hafriyatın bertarafına, taşınmasına ve depolanmasına dair bir açıklama getirilmiyor. Bir kamyonun 13 ton hafriyat taşıyacağı varsayıldığında hafriyatın taşınması için yaklaşık 100 milyon sefer yapılması gerekir. Projenin 5 yılda tamamlanması öngörüsüyle 2,5 yıl hafriyat işleri yapılsa dahi günde 1,5 milyon ton taşınması yani her gün 100 bin sefer yapılması gerekir. Bu da sadece maden sahalarında ve denetim altında çalışması gereken 10 bin yüksek damperli kamyonunun daha İstanbul caddelerinde hafriyat terör estireceği anlamına gelmektedir” dedi.

İstanbul’da 2017 yılında 30’dan fazla kişinin ölüm sebebinin hafriyat kamyonları ve beton mikserlerinin olduğunu söyleyen Çolak sözlerine şöyle devam etti: “Mevcut durumda hafriyat yönetimi sağlıklı şekilde yürütülemediği bir kentte bu büyüklükteki bir hafriyat talebinin üstelik de kentsel alan için sürdürülmesi mümkün değildir.”

‘KÜLTÜREL DEĞERLERİN KORUNABİLMESİ TEHLİKEDE’

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yiğit Ozar ise projeye ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

“Güzergahtaki bilinen arkeolojik alanlar farklı dönemlere ait olup, çeşitlilik göstermektedir. Örneğin, Yarımburgaz Mağarası’ndaki kazılar burada iskanın günümüzden 800 bin yıl önce başladığını göstermektedir. Bu İstanbul ve çevresinde insan varlığına ilişkin bulunan en eski izler anlamına gelmektedir. Türkiye genelinde de bu döneme ait verilere ulaşabildiğimiz sadece birkaç kazı yeri vardır. Mağaranın neolitik katmanları da neolitik yaşam biçiminin Avrupa’ya aktarımının anlaşılması için oldukça önemlidir. Mağara ve çevresinin geç antik çağ, Bizans döneminde de kullanıldığı bilinmektedir. Mağaranın kuzeyinde tescilli bir Roma köprüsü de bulunmaktadır. Ayrıca, Küçükçekmece Lagünü havzasında uzun yıllardır arkeolojik kazı ve yüzey araştırmaları yapılmaktadır. Bu araştırmalar sonucunda lagünün kuzeybatısındaki  ‘Bathoena’ kazılarında Helenistik ve Roma dönemlerine tarihlenen iki adet antik liman ve göl içinde kalmış bir antik deniz feneri, sarnıç, bir kale kalıntısı, yol vb. pek çok anıtsal mimari kalıntı tespit edilmiştir. Bu yerleşmedeki kalıntılar o kadar iyi korunmuş durumdadır ki, ören yeri olarak ziyarete açılması dahi gündem olmuştur. Ancak, bir süredir bir bölümü sit derecelerinin düşürülmesi yoluyla TOKİ’nin konut rezerv alanı ısrarına sahne olmaktadır. Yine burada Filiboz gibi başka antik yerleşimler olduğu da bilinmektedir. Kanal İstanbul projesi pek çok ekolojik ve kültürel değerlerin bir bütün olarak korunabilmesini tehlikeye atacaktır.”

‘İSTANBUL’UN SONU OLACAK’

Prof. Dr. Zerrin Bayraktar ise şunları şöyledi:

“Kanal İstanbul bir yıkım projesi. Bu proje İstanbul’un sonu olacak bir proje. İstanbul için en büyük tehlike nüfus artışının bu şekilde sürmesi. İstanbul’un sonunu bu nüfus artışı getirecek. İstanbul’u tamamen gözden çıkarmak istiyorlar. 2011 yılında ortaya attıkları bu projeyi ne araştırmışlar, ne de doğru düzgün bir rapor hazırlamışlar. Kimselere danışmamışlar. Bomboş bir ÇED dosyası.  Bu projenin bilimsel bir çalışmayla, mühendislik bilimiyle hiçbir ilgisi yok. Bu projenin tek amacı var o da rant. Oradaki arsaları pazarlayacaklar. Gidişat çok kötü. Herkesin itiraz etmesi lazım. İstanbul’un sonu gelecek. İstanbul zaten şu anda bile yaşanmayacak durumda.”

Tags: ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑