Makale

Published on Şubat 18th, 2018 | by Kuzey Ormanları Savunması

0

Merkez Bankası kuraklık tahminlerini izliyor mu?

(Pelin Cengiz / artı gerçek, 18 Şubat 2018)

Böyle devam ederse, tarımsal kuraklık aşamasına geçeceğiz. Ondan sonrası daha vahim gelişmelere sahne olur ki, o da enflasyon, ekonomik ve sosyal krizler olarak karşımıza çıkacak demektir.

Kuraklık, gıda güvenliği ve enflasyon… Tartışmamız gereken ama bir vakit bulamadığımız konular.

Türkiye son 44 yılın en derin kuraklığını yaşıyor.

Türkiye’nin nasıl bir kuraklık riskiyle karşı karşıya olduğu ile ilgili son birkaç yılda pek çok çalışma yayınladı, meteoroloji uzmanları uyarıyor, ziraatçılar, iklim değişikliği uzmanları anlatıyor. Türkiye’nin kuraklık yaşadığını bizzat Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu kendisi söyledi.

Merkez Bankası meteorolojiyi ne kadar takip ediyor, kuraklıkla ilgili tahmin analizlerini ne kadar inceliyor, merak konusu…

Enflasyonla kuraklık arasında önemli bir ilişki var ve bu ilişkiyi biraz açmaya çalışalım.

Geçen hafta Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, enflasyonda tek haneyi görebilmek için “kuraklık ve kur” şartlarını masaya koydu ve dedi ki: “Enflasyonda beklentiler haklı olarak bir miktar bozuldu, tek haneyi tutturursak beklentiler yavaş yavaş iyileşir. Enflasyonun bir kuraklık yaşanmazsa, dış kaynaklı bir kur şoku yaşamazsak -ki şu anda öngörmüyoruz- bu şartlar altında enflasyonun tek haneye inme ve orada tutunma ihtimalini yüksek görüyorum.”

Bu açıklama bence epey önemli. Kurdaki oynaklık son dönemde küresel piyasalardaki gelişmelere doğrudan bağlı olduğuna göre, ona müdahale şansı sınırlı. Dış bir şokun olmayacağının garantisi yok. Ancak, enflasyonu etkileyecek temel etkenlerden biri kuraklık iken hiçbir önlemin alınmayışı işin ilginç tarafı.

Üstelik, Mehmet Bey’e kötü haberlerim var. Maalesef kuraklık şu anda yaşanıyor ve önümüzdeki dönemlerde de yaşanacak. İklim değişikliğine bağlı olarak yarının değil bugünün sorunları bunlar. Ve elbette enflasyon da tek haneye inmeyecek, kimse hayal görmesin.

Uzmanlar söylüyor. Biz şu anda zaten meteorolojik ve hidrolojik kuraklık döneminden geçiyoruz. Bu böyle devam ederse, tarımsal kuraklık aşamasına geçeceğiz. Ondan sonrası daha vahim gelişmelere sahne olur ki, o da enflasyon olarak, ekonomik ve sosyal krizler olarak karşımıza çıkacak demektir.

Merkez Bankası’nın her ay düzenlediği Beklenti Anketi’nde yıl sonu TÜFE öngörüsü geçen ay 9.55 çıkmıştı, bu ayki anketten 9.52 tahmini geldi.

Merkez Bankası’nın son enflasyon raporu ne diyor?

2018 yıl sonunda enflasyonun yüzde 7.9 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. 2019 yıl sonu tahmini ise yüzde 6.5 seviyesinde.

Beklenti anketinden gelen tahminlerle Merkez Bankası tahminleri arasındaki fark nereden geliyor?

Bu bir anlamda Merkez Bankası gıda fiyatlarında artışın yüzde 7 ve civarı yükseleceği öngörüsüne dayanıyor.

Oysa 2017’de en yüksek fiyat artışlarından ikincisi gıdada görüldü ve gıda fiyatları yüzde 13.79 oranında artış gösterdi.

Malum, hükümetin 2017 yılı için hedeflediği enflasyon yüzde 5’ti, oysa gerçekleşme yüzde 11.92 oldu. Hedefin iki katı gelen bu enflasyon verisinde gıda fiyatlarındaki artış etkiliydi.

Enflasyonu artıran nedenler arasında tarım ve gıda fiyatları en önemli etkenlerden biri olarak gösteriliyor.

Geçen yıl yıllık enflasyonunda üzerinde yüzde 14’e yaklaşmış bir fiyat artışı varken, Merkez Bankası’nın mevcut iklim şartları ve kuraklığı hiç hesaba katmadan gıda fiyatlarında yüzde 7 oranında artış beklemesi gerçekçi mi?

Tabi burada üretim maliyetlerinin de yüksekliğini göz ardı etmemek gerek. Yüksek girdi fiyatları sebebiyle üretim giderek maliyetleniyor, maliyetleri düşürmeden fiyatların düşeceğini beklemek ne kadar gerçekçi?

Tarım ürünleri üretici fiyatları, yılın son çeyreğinde yüzde 6.23 oranında artış gösterdi, yıllık enflasyonu ise 5.82 puan yükselerek yüzde 17.30 oldu.

Gıda ithalatında pek çok kalemde gümrük vergilerinin düşürülmesi hatta sıfırlanmasıyla fiyatların düşmesini beklemek yine ne derece gerçekçi?

Bu sarmal değişmedikçe, kuraklığa bağlı olarak üretim düşeceğini beklemekle ya da ithalat vergi duvarlarını yerle bir edip dışardan gelen malla gıda fiyatlarını düşmesini beklemek, üstelik bir de bu şartlarda üreticinin aynı ritmde üretime devam edeceğini düşünmek en hafif deyimle epey safça beklentiler…

Sarmak çok basit işliyor. İthalat arttıkça üretici üretmekten cayıyor. Üretim azalınca fiyat artıyor. Fiyat arttıkça daha çok ithalat yapılması gerekiyor.

Belli ki bu politikalar, gıda fiyatlarını düşürmekte etkili olamıyor, hatta fiyatları düşürmek bir yana tersine bile yarıyor.

Merkez bankalarının ana hedefi ve görevi çok net şekilde tanımlanmıştır: Fiyat istikrarı…

Fiyat istikrarı için en büyük risk unsuru gıda fiyatları. Burada fiyat bir sonuç, demek ki bakış açısını değiştirmek gerekiyor. Ancak bunun için fazla vakit yok. Tek haneli enflasyon için bir an önce kuraklık raporlarını okuyup ona göre fiyat tahmini yapmalarında fayda var. Yoksa hep birlikte yağmur duasına çıkmak da bir seçenek olabilir…

 

Tags: , , , , , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑