Hopa’dan Kandıra’ya bizi birleştiren isyanımız


(Türkan Karakuş / sendika.org – 26 Ağustos 2015)

Bu yazı yayına hazırlanırken doğayı hiçe sayan kentleşme politikalarının neden olduğu sel nedeniyle Hopa’da biri 5 yaşında bir çocuk, 9 kişi yaşamını yitirdi. Orada onları sular altında bırakan rant hırsı, bu yazıda öykülerini paylaştığım Kandıra köylüsünün de doğduğu, “Başka yerde ölmek istemiyorum” dediği topraklarını sular altında bırakacak. Bu yazı Hopa’da kaybettiklerimizin anısına…

kandıra-baraj-yapılacak-alan

F: Kocaeli’nde yapımı planlanan Sungurlu Barajı’nın yutacağı bölge

15-16 Ağustos’ta Kuzey Ormanları Savunmasıyla birlikte Kocaeli’nin köylerinde iki günlük dayanışma kampındaydık. Bu köyler, İstanbul’un su kaynaklarını bitiren mega projeler yüzünden su altında kalacak. İstanbul’a su sağlaması gerekçesiyle planlanan Sungurlu Barajı, Kandıra’da koruma bölgesi ilan edilen ve imar yasağı bulunan  köylerin de içinde yer aldığı 18 köyü yutacak.

muratlı-foto

F: 2005 yılında faaliyete geçen Artvin Muratlı Barajı ile Borçka’nın Taşlıtarla, Örücüler, Aralık, Muratlı köylerinin tamamı, Çavuşlu, Karşıköy köylerinin ise büyük bölümü sular altında kaldı. Su altında kalan yerler arasında ilkokul, çay fabrikası, sağlık ocağı ve cami de var.

Biz bu köylerden Akçaova ve Teksen köylerini ziyaret ettik. Köylerin girişinde bizi köylüler karşılarken jandarma da hazır bekliyordu. Bu köylerin hikayelerini dinledikçe Ağustos ayı başında Artvin’in baraj suları altında kalan ilçelerine yaptığım ziyarette yaşanılan yıkımlara dair tanıklıklarımı anımsadım.

yusufeli

F: Hala inşaat halinde olan Yusufeli Barajı Limak-Cengiz-Kolin tarafından yapılacak. Baraj bittiğinde Yusufeli ilçe merkezinin ve ilçeye bağlı 6 köyün tamamı ile 13 köyün bir kısmı su altında kalacak.

Akçaova’de ilk durağımız meydanda bulunan köy kahvesiydi. Baraja dair görüşünü sorduğumuz köylüler önce “Ben ne biliyorum ki” diyerek bizi yanıtlıyor. Ama sohbet ilerledikçe görüyoruz ki baraj yapılırsa ne olacağını neredeyse bir mühendis kadar kapsamlı biçimde aktarabiliyorlar. Köyün bakkalı, kahvedeki amca hepsi tek tek cevabını bildikleri halde yine de duymak istedikleri yanıtı almak için soruyor, “İstanbul’dan geliyorsunuz değil mi? Baraja karşı desteğe geldiniz değil mi?” Selam vermeden geçilmiyor ya da meraklı gözlerle izleniyoruz bir süre.

Köydeki neredeyse herkes Kuzey Ormanları Savunması’nı tanıyor. Hepimiz birbirimizi biliyoruz, tanıyoruz, buradayız, bizi birleştiren bir şey var. Artvin Yusufeli’den, Borçka Muratlı’dan Kocaeli Kandıra’ya, İstanbul’dan Yırca’ya mesafeler uzak olsa da hepimizi birleştiren evimizin, köyümüzün, yaşam alanlarımızın, bizimle dost canlıların yaşam alanlarının yağmalanmasına karşı olan isyanımız.

Tek güvencem fındık bahçem

Akçaova Köyü’nü gezdikten sonra kamp alanı olarak seçtiğimiz Teksen Köyü’ne ulaşıyoruz. Çadırlar kurulduktan sonra bize ev sahipliği yapan köylülerle fındık toplamak üzere bahçelere doğru yola çıkıyoruz. Bahçesinde çalışacağımız Fikriye Teyze karşılıyor bizi. Fındık toplamanın inceliklerini anlatıyor ilk önce. Dalı kendimize doğru çekip dipten başlayıp sonuna doğru toplamamızı öğütledi. Fakat bu konuda pek maharetli olmadığımızı fark edince “Siz yapabildiğiniz gibi toplayın en iyisi” deyip bizimle birlikte işe koyuldu. Aramızdaki Karadenizliler kırk yıllık fındık toplayıcısı edasıyla önde, bizler arkada hep birlikte bahçeye dalıyoruz.

Fikriye Teyze “Sizin gibi çalışanlar olsa ben burayı iki günde bitiririm” diyor. Kocası rahatsız, çok büyük bir fındık tarlasını tek başına bitirmek durumunda. Üstelik fındık toplarken toz yüzünden gözü kanlanmış. Bunu sorun etmeyerek çalışmaya devam ediyor. Doktora gitmesini öneriyoruz, sorunun üstesinden geleceğini söylüyor. Öğreniyoruz ki zaten hiçbir sosyal güvencesi yok. Dediğine göre tek güvencesi bu fındık bahçeleri.

Fikriye Teyze 68 yaşında. “Bu köyde doğdum” diyerek söze başlıyor ve anlatıyor: “Bizim çocukluğumuzdan beri baraj yapılması konuşuluyor. Dört çocuğum var. Onları köyde yaptığım işlerden kazandıklarımla büyüttüm. Şimdi hepsinin işi gücü var. Başka yerlerde yaşıyorlar, evleri var. Ben eşimle burada yaşıyorum. Hala çalışıyoruz. Ektiğimiz çıkarsa kazanıyoruz, her sene de çıkmıyor. Barajla hadi bizi buradan başka yere götürdüler diyelim. Bizim burada annemizin babamızın mezarı vardı, ‘Hani nerede’ diyeceğiz.”

Bizi başka yere yerleştirseler, sudan çıkmış balığa döneriz

kandıralıkadınlar

Fındık toplama mesaimiz sona ererken baraja karşı köy meydanında yapılacak forum için camiden anons yapılıyor. Forum saatine yakın köy meydanı doluyor. Yediden yetmişe herkes meydanda. 80 yıldır yapılması planlanan baraj projesi gelip kapıya dayanmış. Neler yapılacağını konuşmak için herkes hazır. En önde elinde bastonlarıyla köyün kadınları yerlerini alıyor.

Forum başlamadan önce meydana gelen köylü kadınlarla sohbet ediyorum. Hepsi barajı istemediğini söylüyor. Geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlayan bu kadınlar “Mısırımız, fındığımız, buğdayımız var” diye anlatıyor. Kendi imkanları ile karınca kararınca geçindikleri bu köyde şimdi doğup büyüdükleri toprakların, bahçelerin, yaşadıkları evlerin sular altında kalmasına razı gelemiyorlar. Topraklarından koparılmak hepsini ürkütüyor: “Sonuçta bizim burada törelerimiz var, düğünlerimizi yapıyoruz köylücek, eğlencelerimizi yapıyoruz köylücek. Bizi başka yere yerleştirseler, eski komşularımız nerede olacak? Herkes dağılacak. Sudan çıkmış balığa döneriz, çırpınırız, ölür gideriz.”

kandıra-köy-baraj

F: Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde 18 köyü su altında bırakacak Sungurlu Barajı için 23 Temmuz’da yapılması planlanan ÇED toplantısına yöre halkı izin vermedi

Biz bu eski binalarda gerçekten mutluyuz

Sohbetimiz devam ederken bir yandan da köy meydanında forum başlıyor. Kuzey Ormanları Savunması, Çevre Mühendisleri Odası, Akçaova ve Teksen Köyü muhtarları baraja dair bilgi verdi. Köylülerin de söyleyecekleri vardı elbette.

Köyün emektar kadınlarından İnci Çapraz’daydı söz: “3 ton, 5 ton finduk çıkaran var, bunların hakkını nası verecen? Benim evim yok, yerim yok. Beni nereye otutturacen? Başka yerde ölmek istemiyorum. Duvağımla nasıl girdiysem, tabutumla öyle çıkmak isterim buradan. Ben nereye giderim ya? Benim adamım mezarda, torunlarım mezarda. Onlar nolur biz gidersek yaa? Ben 13 sene şu binada kahvecilik yaptım, adamımla, çocuklarımla beraber. Bi orada gülümserim. Bizi kaloriferli dairelerde otuttursalar, biz istemeyoz. Biz bu eski binalarda gerçekten mutluyuz. Büyük adamlar gelip baksınlar, derelerde ne kadar suyumuz var. Bize yetmiyo ki, İstanbul’u nasıl besleyelim?”

İnci Teyze’nin ifadesiyle ‘büyük adamlar’… İstanbul’u mega projelerle yok edenler, Muratlı’dan sonra Yusufeli’yi de barajla sular altında bırakma planları yapanlar, rant uğruna yaşam alanlarına göz diken aynı ‘büyük adamlar’… Kentlerde, kentlerin köylerinde yaşayanlar da aslında aynı. Evlerinden, topraklarından başka kaybedecek bir şeyi olmayan, bunları ranta feda etmeyenler. Mücadele de hep onların isyanı ile yükselir.


Comments are closed.

Back to Top ↑